GÜNCEL

Aydın’da jeotermal gerçeği konuşuldu: “Yerel halk bedel ödüyor ama fayda göremiyor!”

Aydın’da düzenlenen toplantıda paylaşılan araştırma sonuçları, jeotermal enerji yatırımlarının çevresel ve toplumsal etkilerine ilişkin önemli tespitler ortaya koydu. Proje yürütücüsü Prof. Dr. Hayriye Özen, bölge halkının jeotermal faaliyetlerin yükünü taşıdığını ancak kaynaklardan yeterince yararlanamadığını belirterek, “Yereli dinlemeye hazır bir siyasi yapı yok” ifadelerini kullandı.

Abone Ol

HABER: ROJDA DOLGUN

Aydın’da gerçekleştirilen “Türkiye’nin jeotermal politika yapımında kanıt kullanımının değerlendirilmesi” başlıklı araştırma bulguları paylaşım ve değerlendirme toplantısında, yıllardır tartışma konusu olan jeotermal enerji yatırımlarının çevresel, sosyal ve siyasi boyutları ele alındı. Aydın Park Otel’de düzenlenen toplantıya akademisyenler, sivil toplum temsilcileri ve yöre halkı katıldı.

Toplantıda konuşan proje yürütücüsü Prof. Dr. Hayriye Özen, yürüttükleri araştırmaların yalnızca teknik verileri değil, bölgede yaşayan insanların deneyimlerini de merkeze aldığını söyledi. Özen, araştırmanın ortaya koyduğu en önemli sonuçlardan birinin, bölge halkının jeotermal enerji yatırımlarının maliyetini üstlenmesine rağmen kaynaklardan yeterince faydalanamaması olduğunu ifade etti.

“YÖRE HALKININ YAŞADIKLARI BİR KANIT”

Prof. Dr. Hayriye Özen, araştırmanın ilk aşamasında bölgede yıllardır devam eden protestoları mercek altına aldıklarını belirterek “Projeyi tamamladık ve bu kapsamda hazırladığımız çeşitli makaleleri uluslararası akademik dergilerde yayımladık. Bu çalışma, protestoların zaman içinde nasıl şekillendiğini anlamaya yönelikti. Araştırmalarımızda yöre halkının jeotermal projeleri neden istemediğini, protestolara neden özellikle kadınların daha yoğun katıldığını ve farklı protesto hareketlerinin neden ortak bir çatı altında birleşemediğini incelemeye çalıştık” dedi.

Prof. Dr. Hayriye Özen, araştırma sürecinde görüştükleri birçok kişinin benzer görüşler dile getirdiğini belirterek “Yöre halkının yaşadıkları ve deneyimleri de önemli bir kanıt niteliği taşıyor. Bu nedenle, bilimsel veriler ile yerel deneyimlerin ulusal düzeydeki politika süreçlerini ne kadar etkilediğini incelemeye çalıştık. Çalışmanın sonuçlarını paylaşırken amacımız yalnızca bulguları aktarmak değil; aynı zamanda bu bulguların sahadaki deneyimlerle ne kadar örtüştüğünü sizlerden dinlemekti. Burada yaşayan ve mücadeleyi doğrudan deneyimleyen kişiler olarak görüşleriniz bizim için büyük önem taşıyor” diye konuştu.

ÜÇ FARKLI RAPOR MERCEK ALTINA ALINDI

Prof. Dr. Hayriye Özen araştırma ile ilgili şu ifadeleri kullandı:

“Araştırmamızın çıkış noktası, bölgede kısa süre içerisinde çok sayıda jeotermal santralin kurulması ve bunun ardından ortaya çıkan çevresel ve toplumsal sorunlardı. Dikkat çekici olan nokta, bu sorunların varlığının neredeyse tüm taraflar tarafından kabul edilmesiydi. Yerel halk, bürokratlar, uzmanlar ve çeşitli kurum temsilcileri, farklı derecelerde de olsa problemlerin varlığı konusunda hemfikirdi.

Bizim temel sorumuz şuydu: Yerel direnişlerle birlikte ortaya çıkan bilgi nasıl üretildi, kimler bu sürece dahil oldu ve üretilen bilgi politika süreçlerine nasıl yansıdı?

Araştırma sürecinde üç önemli raporun hazırlandığını tespit ettik. İlk rapor, Avrupa Birliği destekli bir program kapsamında hazırlanmıştı ve en etkili rapor olarak öne çıkıyordu. Avrupa Birliği, aday ülkelerde mevzuat uyumunu desteklemek amacıyla yürüttüğü çalışmalar çerçevesinde bu raporun hazırlanmasına katkı sağlamıştı. Raporu hazırlayan uzman ekip içerisinde farklı disiplinlerden akademisyenler yer alıyordu. Yapılan görüşmelerde, hazırlık sürecinde halkla çok sayıda toplantı gerçekleştirildiği, şikâyetlerin dinlendiği ve mevcut uygulamaların sonuçlarının değerlendirilmeye çalışıldığı ifade edildi.

İkinci rapor TMMOB tarafından hazırlandı. TMMOB da bölgede toplantılar ve istişareler gerçekleştirerek kapsamlı bir değerlendirme ortaya koydu. Üçüncü rapor ise CHP tarafından hazırlandı ve önceki çalışmalardan da yararlanılarak oluşturuldu.

Araştırmamız kapsamında mevzuat değişikliklerini ve politika belgelerini inceledik. Bunun yanında enerji, çevre ve yerel yönetim alanlarında görev yapan bürokratlarla, meslek odalarıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla, sektör temsilcileriyle ve yöre halkıyla görüşmeler gerçekleştirdik. Toplamda çok sayıda derinlemesine görüşme yaparak farklı aktörlerin bakış açılarını anlamaya çalıştık.

Raporlara baktığımızda üçünde de ortak bazı tespitlerin öne çıktığını gördük. Bunların başında planlama eksikliği geliyor. Raporlarda denetim mekanizmalarının yetersiz olduğu, hesap verebilirliğin zayıf kaldığı, şeffaflığın sağlanamadığı ve halkın karar alma süreçlerine yeterince katılamadığı vurgulanıyor.”

“ÇEVRESEL VE SOSYAL ETKİLER BÜYÜYOR”

Araştırma sonuçlarına göre, hazırlanan raporlar ve ortaya konulan bilimsel veriler bazı teknik düzenlemelerin yapılmasına katkı sağladı. Özellikle çevre mevzuatında gerçekleştirilen bazı değişikliklerde bu çalışmaların etkisinin görüldüğü ifade edildi. Bununla birlikte, havza bazlı planlama eksikliği, tarım alanlarının korunması, yer seçimi süreçleri ve halkın karar alma mekanizmalarına katılımı gibi temel konularda önemli sorunların devam ettiği tespit edildi.

Çevresel ve sosyal etkilerin büyüdüğünün altını çizen Prof. Dr. Hayriye Özen şu değerlendirmelerde bulundu:

Öne çıkan sorunlar arasında çevresel kirlilik ve koku, tarımsal üretime verilen zarar, kırsal geçim kaynaklarının risk altına girmesi, arazi kullanımında yaşanan sorunlar ve halk sağlığı üzerindeki olası etkiler bulunuyor.

Raporların farklılaştığı nokta ise bu sorunları nasıl yorumladıklarıyla ilgiliydi. Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası ile Çevre Bakanlığı iş birliğiyle hazırlanan rapor, daha teknik bir bakış açısı sunuyor ve risklerin çeşitli önlemlerle azaltılabileceğini savunuyordu. CHP raporu ise sürecin özel sektör odaklı ilerlediğini ve yeterince planlanmadığını vurguluyordu. En kapsamlı eleştiriyi ise TMMOB raporu getiriyor; mevcut sistemi ve piyasa odaklı yaklaşımı sorgulayarak bu sorunların yapısal nedenlere dayandığını savunuyordu.

Uzmanlarla yaptığımız görüşmelerde dikkat çeken bir başka konu da Türkiye’deki jeotermal kaynakların önemli bir bölümünün yerleşim alanları ve tarım arazileriyle iç içe bulunmasıydı. Görüştüğümüz uzmanlara göre, diğer ülkelerde uygulanan modeller doğrudan Türkiye’ye aktarıldığında bölgenin kendine özgü koşulları yeterince dikkate alınmadı. Bu durum, bugün yaşanan birçok sorunun temel nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.

Ayrıca rezerv kapasitesinin başlangıçta tam olarak bilinmediği, yeni kaynaklar keşfedildikçe izinlerin hızla arttığı ve bunun plansız bir büyümeye yol açtığı ifade edildi. Kullanılan teknolojilerin maliyet odaklı tercih edilmesinin de çevresel sorunları artırdığı yönünde değerlendirmeler yapıldı.

Raporlarda ve görüşmelerde öne çıkan öneriler arasında bölgenin hassasiyetlerinin dikkate alınması, yerleşim alanları ve tarım arazileri için özel koruma mekanizmaları geliştirilmesi, kümülatif çevresel etkilerin değerlendirilmesi, denetimlerin güçlendirilmesi ve şikâyet mekanizmalarının etkin hale getirilmesi yer alıyor”

BÖLGE KAYNAK ÜRETİYOR ANCAK KARŞILIĞINI ALAMIYOR

Isınma, seracılık ve yerel kalkınma gibi alanlarda daha fazla katkı sağlanabileceğine yönelik görüşlerin araştırma boyunca sıkça gündeme geldiğini ifade eden Özen, mevcut yapının yerel beklentileri karşılamaktan uzak olduğunu kaydetti.

bölgenin jeotermal kaynaklar nedeniyle ortaya çıkan çevresel yükü taşıdığı halde ekonomik ve sosyal anlamda aynı ölçüde fayda sağlayamadığını vurgulayan Özen, sözlerini şu şekilde noktaladı:

“Bölge jeotermal kaynaklardan yeterince faydalanamıyor. Görüşülen birçok kişi, kaynakların bölgeden çıkarılmasına rağmen yerel halkın bu süreçten yeterince yararlanamadığını, buna karşılık çevresel ve sosyal maliyetlere katlandığını dile getirdi.

Araştırmanın son bölümünde, üretilen bilginin politika süreçlerini ne ölçüde etkilediğini değerlendirdik. CHP’nin raporları ve girişimleri konuyu parlamentoda gündeme taşısa da, görüşülen milletvekilleri bunun politika üzerinde sınırlı bir etkisi olduğunu ifade etti. TMMOB’un çalışmaları ise daha çok dava süreçlerinde ve mahkemelerde referans olarak kullanıldı.

Özellikle çevre mevzuatında yapılan bazı düzenlemelerde bu raporun etkili olduğu anlaşılıyor. Emisyonların izlenmesi, hidrojen sülfür kaynaklı koku problemlerinin takibi ve çevresel denetimlerin artırılması gibi konularda çeşitli adımlar atıldı.

Buna rağmen araştırma, temel sorunların önemli bir bölümünün devam ettiğini gösteriyor. Havza ölçeğinde bütüncül bir planlama hâlâ bulunmuyor. Yer seçimi süreçlerinde tarım arazileri ve yerleşim alanları yeterince dikkate alınmıyor. Bölge halkının kaynaklardan doğrudan faydalanmasını sağlayacak mekanizmalar ise sınırlı düzeyde kalıyor.

Araştırmanın genel sonucu, üretilen bilginin bazı teknik düzenlemelere katkı sağladığını; ancak enerji üretimini önceleyen mevcut politika yaklaşımında köklü bir dönüşüm yaratmakta yetersiz kaldığını ortaya koyuyor. Yereldeki kurumlar sorunların farkında olsa da personel, yetki ve kaynak eksiklikleri nedeniyle müdahale kapasitelerinin sınırlı olduğu görülüyor.”

Toplantıda paylaşılan bulgular, Aydın başta olmak üzere jeotermal faaliyetlerin yoğunlaştığı bölgelerde çevresel, ekonomik ve toplumsal tartışmaların önümüzdeki dönemde de gündemde kalacağını ortaya koydu.

GÜNCEL HABERLER İÇİN TIKLAYINIZ

AYDIN HABERLERİ (@aydinhaberlericom)'in paylaştığı bir gönderi