Aydın'da kadına yönelik şiddete karşı eylem!

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü kapsamında Aydın Kadın Dayanışma Platformu üyeleri yaptıkları eylemde şiddete karşı mücadele çağrısı yaptı. Yapılan açıklamada “Şiddetin her türlü biçimine maruz kalan kadınlar yargılanır ve cezalandırılırken, kadın katilleri iyi hâl ve haksız tahrik indirimi alıyor” denildi.

GÜNCEL 25.11.2021, 20:32 25.11.2021, 20:41
Aydın'da kadına yönelik şiddete karşı eylem!

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü Aydın’da birçok noktada etkinlikler düzenlendi.

Aydın Kadın Dayanışma Platformu üyeleri, Nevzat Biçer Parkı’nda buluşarak basın açıklaması düzenledi. Platform adına açıklama yapan Aynur Tekgül, İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesine ve kadın cinayetlerine yapılan iyi hal indirimine tepki gösterdi.

Tekgül yaptığı açıklamada şunları söyledi:

"Dünyada ve Türkiye'de yükselen kadın mücadelesinden aldığımız güçle, bu yıl da 25 Kasım’da erkek egemenliğine, yoksulluğa, işsizliğe, güvencesizliğe, ucuz işgücü olmamıza, ev içi emeğimizin sömürüsüne, hukuksuzluğa, cezasızlığa, ayrımcılığa, her gün yaşanan kadın katliamlarına, trans cinayetlerine, savaşa, ırkçılığa, erkek-devlet şiddetine karşı, biz kadınlar ve LGBTİ+lar yine sokaklardayız.

Sokaklardayız çünkü barınamıyoruz, geçinemiyoruz ve bu en çok kadınları, LGBTİ+’ları etkiliyor. “Ekonomik kurtuluş savaşı” denerek üzeri kapatılmaya çalışılan ekonomik krize karşı sorumlular istifaya çağrılırken biz de burada maruz kaldığımız ekonomik şiddeti teşhir ediyoruz. Artan ev kiraları karşısında kadınlar ve LGBTİ+’lar daha zor koşullar altında yaşama mahkûm ediliyorlar, Yaşamlarını yeniden kuramazken bir de bu durum da baskı mekanizması olan aileye, hayatlarındaki erkeklerle zorunlu birlikteliğe mecbur bırakılıyorlar. Ücreti bir yana, translar kiralık ev dahi bulamıyorlar. Öğrenciler için ciddi bir yurt krizi varken, üniversite kazanmış binlerce kadın öğrenci kalabileceği yurt olmadığı için eğitimine devam etmekte zorlanıyor. LGBTİ+ öğrenciler yurtlarda ayrıca ayrımcılığa maruz kalıyor.

Geçinemiyoruz! iş ararken ayrımcılığa maruz kalan kadınları daha fazla işsiz bıraktığını, boşanmak isteyen kadınları daha fazla şiddete ve sömürüye açık hale getirdiğini hep birlikte görüyoruz. Bir gün içinde %40 yoksullaşan ülkemizde, kadınlar yoksulluğu daha derin yaşıyor. Sabit kalan ücretlere karşın pahalılık artarken geçim yükü de kadınların üzerine yükleniyor. Ekonomik kriz süreçlerinde hane içi şiddet de artıyor. Krizin en ağır faturası bizlere kesiliyor.

İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece yarısı çekilen, hayatını savunan kadınları cezalandıran, kadın kurumlarını kapatan, cinsel istismar suçlarında tutuklama için somut delil arayan, yargı paketi adı altına şiddet uygulayanları koruyan düzenlemeler getiren, toplumsal cinsiyet eşitliğini hedefe koyan, LGBTİ+ları şiddetin her türlüsüne açık hale getiren, kadınları şiddetten uzaklaştıracak mekanizmaları işlemez hale getiren, kadın düşmanı politikalar uygulayan iktidar, erkek şiddetini meşrulaştırıyor, cesaretlendiriyor. Failler güçlerini İstanbul Sözleşmesi’nden çekilen, toplumsal cinsiyet eşitliğine inanmayan devletten alıyor. Başak Cengiz’in katili “kadındı, karşı koyamaz diye düşündüm” diyebiliyor bu gücünü erkek devletten alıyor. Kadın cinayetlerini önlemek şöyle dursun, Cumhurbaşkanı, İstanbul Sözleşmesi’ni ağzına alanları sapkın ideolojik ajandaya sahip olduğu yönünde açıklamalar yapıyor. Kim ne derse desin, bizler sokak sokak, il il İstanbul Sözleşmesi için sokaklardaydık, iktidarın sapkın ideoloji dediği bizlerin hayatta kalma mücadelesidir! Biz İstanbul Sözleşmesi’ni dillendirmeye, toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadeleye devam edeceğiz. Ve yetmez ILO 190’ı imzala da diyeceğiz.

Biz; tüm bu saldırılara rağmen İstanbul Sözleşmesi'ni savunanlar, öldürülen her bir kadının ve LGBTİ+'nın davasının gerçek adalete kavuşması için yollara düşenler, adliye önlerinde, karakollarda, sokaklarda sabahlayanlar, evde, üniversitede, iktidarda kayyum istemeyenler olarak, bize atanmış hayatları red ediyoruz!

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilinmesiyle, kadınların yaşadıkları maruz kaldığı şiddetten uzaklaşarak yeniden bir yaşam kurmaları artık neredeyse imkansız hale geldi. Şiddet gören kadınların başvurabileceği danışma merkezi ve sığınakların sayısı yetersizken diyanet büroları her sokak başında kurularak şiddet gören kadınlara “sabretmeyi ve dua etmeyi” salık vererek çalışmaya devam ediyor.

Kürt kadınlarının yaşadığı baskı ve cezalandırmalar gün geçtikçe artıyor. Kürt kadın siyasetçiler, uydurma gerekçeler ve sahte belgelerle ağır cezalara çarptırılıyor. Cezaevlerinde çıplak arama, şiddet ve baskıyla sürekli yıldırılmaya çalışılıyor ve hakları ihlal ediliyor. Devlet çıplak aramayı yani cinsel şiddeti bir işkence aracı olarak kullanarak muhalif kadınları susturmaya çalışıyor. Nadira Kadirova’nın Yeldana Kaharman’ın katilleri mecliste kirli siyasetlerini yürütmeye devam ederken, iktidar ortağı partinin yerel örgütlenmesi sosyal medyasından açıkça kürt kadın siyasetçileri tehdit edebiliyor; bu failler gücünü devletten ve ceza almayacağına olan güvencesinden alıyor. Aynı iktidar, kadın varoluşuna karşı ayrıca savaş açmış olan, sokaklarda kadın fotoğraflarını kapatıp dizilerde kadın oyuncu olmasın diyen, kadınların okula gitmesini engelleyen Taliban ile görüşebiliyor, o rejimi tanıyor. Bu pespaye erkek dayanışmasına karşı biz kadınlar dayanışmamızı, mücadelemizi büyütüyoruz ve korkun her yerde “biz varız” demeye devam ediyoruz!

Savaşın en büyük mağdurlarından olan biz kadınlar, her fırsatta yok sayılıyoruz. Savaş yüzünden yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalan göçmen kadınlar her fırsatta hedef gösteriliyor, ucuz iş gücü olarak sömürülüyor, cinsel istismara maruz kalıyor.

Nevin, Çilem, Yasemin, Nimet, Şebnem gibi şiddete uğrayan öldürülen ya da ölmemek için öldürmek zorunda kalan pek çok kadın, bir de erkek adaletin şiddetine maruz kaldı. Defalarca koruma kararı çıkarmasına rağmen şiddete maruz kalan kadınlar varken, devlet ölmemek için öldürmek zorunda kalan kadınlara adeta hepimizi cezalandırırcasına saldırıyor. Şiddetin her türlü biçimine maruz kalan kadınlar yargılanır ve cezalandırılırken, kadın katilleri iyi hâl ve haksız tahrik indirimi alıyor. Musa Orhan gibi pek çok erkek cezasız kalıyor, devlet tarafından korunuyor. Biz kadınlar erkek adalet karşısında gerçek adalet için mücadeleyi yükseltiyoruz. Devlet kanunları bizler için uygulamazken, kayyum rektör 6284ü kötüye kullanarak muhalif öğrencilere karşı uzaklaştırma çıkarabiliyor. Bu ikiyüzlü politikanıza karşı bugün sokaklardayız.

Birbirimizden aldığımız güç ve dayanışmayla “Bizim için bitmedi” demekten vazgeçmiyoruz, vazgeçmeyeceğiz!

Evde, sokakta, okulda, işyerinde ve hayatın her alanında, varız var olacağız.

Dünya’nın dört bir yanında, Türkiye’nin her köşesinde omuz omuza, yan yana, el ele büyüyoruz; arzularımızdan, hayallerimizden, hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde eşit, özgür ve şiddetten uzak bir hayatı birlikte inşa edebileceğimizi biliyoruz.

Dünyayı yerinden oynatacağız"

Kaynak: HABER MERKEZİ
Yorumlar (0)