CHP'DEN SEL RAPORU: "TOMRUK DEPOSU, AYANCIK'TA YAŞANAN FELAKETİN SONUÇLARINI DAHA DA AĞIRLAŞTIRMIŞ"

Karadeniz Bölgesi'nde yaşanan sel felaketinin ardından bölgeye giderek inceleme yapan CHP Heyeti, ön raporunu yayınladı. Raporda, sel felaketinin yaşandığı kentlerdeki ihmallere dikkat çekildi. Ayancık Çayı'nın 120 metre genişliğe sahip dere yatağının yer yer 60 metreye kadar düşürüldüğü tespitine yer verilen ön raporda, "Dere yatağı içerisinde Orman Genel Müdürlüğü’ne bağlı birimler tarafından kurulan tomruk deposu, yaşanan felaketin sonuçlarını daha da ağırlaştırmıştır. Babaçay mahallesinde 35 yıl önce toprak kayması yaşanması üzerine inşa edilen afet konutları, dere yatağına inşa edilmiştir” denildi.

GÜNDEM 18.08.2021, 15:17
CHP'DEN SEL RAPORU: "TOMRUK DEPOSU, AYANCIK'TA YAŞANAN FELAKETİN SONUÇLARINI DAHA DA AĞIRLAŞTIRMIŞ"

Karadeniz Bölgesi'nde yaşanan sel felaketinin ardından bölgeye giderek inceleme yapan CHP Heyeti, ön raporunu yayınladı. Raporda, sel felaketinin yaşandığı kentlerdeki ihmallere dikkat çekildi. Ayancık Çayı'nın 120 metre genişliğe sahip dere yatağının yer yer 60 metreye kadar düşürüldüğü tespitine yer verilen ön raporda, "Dere yatağı içerisinde Orman Genel Müdürlüğü’ne bağlı birimler tarafından kurulan tomruk deposu, yaşanan felaketin sonuçlarını daha da ağırlaştırmıştır. Babaçay mahallesinde 35 yıl önce toprak kayması yaşanması üzerine inşa edilen afet konutları, dere yatağına inşa edilmiştir” denildi.

CHP Doğa Hakları ve Çevreden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç, CHP Heyeti’nin Bartın, Kastamonu ve Karabük’te yaşanan sel felaketi bölgelerinde yaptığı incelemeler sonucu hazırlanan ilk raporunu yayınladı. Bölgede günlerce çalışmalar yapan Ali Öztunç, CHP Grup Başkanvekili Engin Altay ve bölge milletvekilleri tarafından hazırlanan ön raporda, ihmallere dikkat çekildi.

Ön raporda, sel nedeniyle Kastamonu’da 62, Sinop’ta 15, Bartın’da 1 kişi olmak üzere şu ana kadar toplam 78 yurttaşın yaşamını yitirdiği bilgisine yer verildi. Ayrıca Sinop’ta 8 ve Kastamonu’da 26 olmak üzere 34 kişinin kayıp olduğu belirtildi.

Ön raporda, Sinop’un Ayancık ve Türkeli; Kastamonu’nun Azdavay, İnebolu, Bozkur, Küre ve Pınarbaşı; Bartın’ın Ulus ilçelerinin selden en çok etkilenen yerleşim yerleri olduğu vurgulandı.

Raporda ayrıca, selden etkilenen bölgelerde dere yataklarındaki yapılaşmanın değişimlerine yer verilirken hidroelektrik santrallerinin doğa tahribatına ilişkin uydu görüntüleri de paylaşıldı. 

AFAD tarafından ‘Genel Hayata Etkili Afet Bölgesi’ ilan edilen kentlere yer verilen raporda, yağışlara ilişkin ise şu bilgiler paylaşıldı:

“Küre’ye 198 mm, Pınarbaşı’na 167 mm, Azdavay’a 145 mm, İnebolu’ya 123 mm, Abana’ya 122 mm, Bozkurt’a 117 mm yağış düşmüştür. Ayancık’ta 240,5 mm, Boyabat’ta 76,6 mm, Dikmen’de 54 mm, Erfelek’te 78,6 mm, Gerze’de 72,4 mm, Merkez’de 83,8 mm, Türkeli’nde 88,8 mm yağış düşmüştür. Bartın/Ulus'a son 24 saatte metrekareye düşen yağış miktarı 302,4 kilogramdır. Bartın'ın yıllık toplam yağışı ise 1044 kg/m2. Bir yılda yağması beklenen yağışın neredeyse üçte biri 24 saatte düşmüştür.”

“OGM’YE BAĞLI BİRİMLER TARAFINDAN KURULAN TOMRUK DEPOSU, YAŞANAN FELAKETİN SONUÇLARINI DAHA DA AĞIRLAŞTIRMIŞ”

Ayancık’ta ihmallerin olduğunu vurgulanan ön raporda, “Tarihinde birçok kez sel yaşayan Ayancık’ta, kentsel yerleşimin geçmişteki felakete göre tasarlanmadığı ortaya çıkmıştır. Dere yatağı içerisinde Orman Genel Müdürlüğü’ne bağlı birimler tarafından kurulan tomruk deposu, yaşanan felaketin sonuçlarını daha da ağırlaştırmıştır. Babaçay mahallesinde 35 yıl önce toprak kayması yaşanması üzerine inşa edilen afet konutları, dere yatağına inşa edilmiştir” denildi.

“TOMRUKLAR KÖPRÜLERİ YIKMIŞ, FELAKETİN BÜYÜMESİNE NEDEN OLMUŞ”

Ayancık Çayı’nın 120 metre olan dere yatağı genişliğinin bazı yerlerde 80, bazı yerlerde ise 60 metreye kadar düşürüldüğüne dikkat çekilen raporda, “Tomruk deposundan selle gelen tomrukların dere yatağını daha da daraltması, köprüleri yıkmış, felaketin daha da büyümesine neden olmuştur” tespiti yapıldı.

CHP tarafından hazırlanan “Batı Karadeniz Bölgesi’ndeki Seller Hakkında Ön Rapor” başlıklı rapordan önce çıkan başlıklar şunlar:

BOZKURT VE İHMALLER: “Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından yapılan Batı Karadeniz Havzası Taşkın Yönetim Planı’nda, 2014 yılında da taşkın yaşanan Ezine çayı üzerinde incelemeler yapıldığı, çay yatağı üzerinden yapılan modellemelerde, derenin sağ sahilinin yüksek taşkın tehlike riskine maruz kaldığı uyarısı yapılmıştır. Planda, 2014 yılında Ezine Çayı’nın taşması sonucunda Abana ilçesi yerleşim yerleri ve ticaret alanları sular altında kaldığından da söz edilmektedir.

ISLAH HATALI YAPILMIŞ: Planda, ilçe merkezindeki dere ıslahı sırasında sağ sahildeki kanal duvarlarının sol sahildeki duvarlardan yaklaşık 1 m daha düşük yapıldığı, iki dere birleşiminin 150 m mansabında, her iki sahilde de dereye erişim için açıklıklar bırakıldığı, kanal duvarlarının birleştirilmediğinden söz edilerek, bu açıklardan taşan suların akarsuya dönemediği için sağ ve sol sahil yerleşimlerinde ciddi taşkın riski oluşturduğundan söz edilmiştir.

DERE YATAĞINDA YAPILAŞMAYI DEVLET ÖNERMİŞ: Bozkurt’un nüfusu, 2000 yılında 10 bin 159, 2020 yılında 9 bin 620’dır. Aradaki sürede de azalış göstermiştir. Buna karşın, dönemin Çevre ve Ormancılık Bakanlığı, bölgeye ilişkin 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında nüfusun artacağı öngörülerek yapılaşmanın artmasına yönelik öneri sunulmuştur. Sonrasında, dere yatağında 8 katlı binalara izin verilmiştir.

SANTRAL BİNASI VE ŞANTİYE ALANININ SEL SUYU VE BALÇIK ALTINDA KALDIĞI GÖRÜLMEKTEDİR: 15 Ağustos 2021 yılında, Ebru HES’te herhangi bir patlama olmamıştır iddiasıyla paylaşılan videodan erişilen görüntüde; regülatörlerin kurulduğu her iki vadiden de gelen derelerin yataklarının genişlediği, Regülatör 1’in bulunduğu vadinin girişindeki köprünün bir kısmının yıkıldığı ya da derenin getirdiği molozların altında kaldığı, taşkın alana kurulan santral binası ve şantiye alanlarının sel suyu ve balçık altında kaldığı görülmektedir.

HERHANGİ BİR YIKIM OLMAMIŞTIR İDDİASI ÇÜRÜMÜŞTÜR: CHP Kastamonu Milletvekili Hasan Baltacı’nın Ebru HES’in su toplama yapılarının bulunduğu bölgede yaptığı çekimlerde, HES’in su toplama yapısının zarar gördüğü belgelenmiştir. Bu durumda, devlet kurumları ile şirket yetkililerinin bir ağızdan dile getirdikleri HES yapılarında herhangi bir yıkım olmamıştır iddiası çürümüştür.

ONLARCA TOMRUĞUN YATIK BİR ŞEKİLDE BIRAKILDIĞI ORMANLAR DA GÖRÜLÜYOR: HES'in varlığının yapıları ve havza güvenliğine olan etkisinin kapsamlı araştırılması ve halkın soru ve endişelerinin cevap bulması gerekmektedir. Bu bağlamda, Tarım ve Orman Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve DSİ yetkilileri, ‘HES kapağı patladı mı, HES’lerde baraj var mı’ gibi sorular üzerinden tartışmayı sığ bir noktaya çekmektedir. Burada tartışılması gereken, kapak açılması ya da cebri borunun patlaması meselesi değil, HES’lerin doğada yarattığı tahribat olmalıdır. Diğer yandan, HES’lerin tek asli sorumlu olmadığı gerçeğini de unutmamak gerekmektedir. Örneğin, sel ile gelen binlerce tomruğun, ormanları korumak yerine üretim alanları olarak görerek endüstriyel üretim alanlarına dönüştüren politikaların da oluşan felakettin asli sorumlularından biri olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Ebru HES ile ilgili yapılan hava çekimlerinde, onlarca tomruğun yatık bir şekilde bırakıldığı ormanlar da görülmektedir. 

HES TAHRİBATI: HES’lerin yarattığı tahribatı aktarmak gerekirse; HES yapılan yerlerde, su toplama yapılarında biriktirilen su, ana yatağından cebri boru ya da tünel aracılığıyla alınmakta, dere yatağında yüzde 10 civarında cansuyu bırakılmaktadır. Cansuyu bırakılan dereler kurumakta, HES inşaatı sırasında oluşan hafriyat atıkları (dere yatağının ve yamaçlardaki çalışmalar nedeni ile dolan hafriyat) ile doldurulmaktadır. Cansuyu bırakılan dereler kuru dereler olarak algılanmakta, yatağı daraltılmakta, taşkın alanlarında dolgu-doldurma, konut alanı, yol gibi uygulamalara gidilmektedir. DSİ’nin ıslah çalışmaları ile yatak yönünü değiştirmeye çalıştığı örnekler de mevcuttur.”

Ön raporda ayrıca, “CHP Afet ve Aşırı Doğa Olayları Politika Belgesi” önerilerine de yer verildi. Bu öneriler şöyle sıralandı:

AFET RİSKİ AZALTILMIŞ DİRENÇLİ KENTLER: “Afet riskleri azaltılmış dirençli kentler birinci önceliğimizdir. Afet riskini azaltma politikası kapsamında Mekânsal Acil Durum Planları yapılmalı, afet ve iklim değişikliği kaynaklı aşırı doğa olaylarının fiziki, doğal, tarihi, kültürel ve ekonomik zararlarının azaltılmasına ilişkin önleyici tedbirler güçlendirilmeli, kentlerde fay hatları ile depreme ve aşırı doğa olaylarına karşı hassas ve dirençsiz bölgelerdeki yapılaşmalardan öncelikli olarak kaçınılmalıdır. Kentler, doğal ve/veya insandan kaynaklı tehlikeler karşısında dirençli hale getirilmeli, iklim değişikliği yaratan olay ve olguları ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalar yürütülmelidir.

ŞEFFAF VE KATILIMCI YÖNETİM: Halkın karar alma ve planlama ve yönetim süreçlerine katılımını öncelikli hale getiren, şeffaf bir yönetim anlayışı, Afet Riskini Azaltma Politikası için önkoşuldur. Yerel yönetimler ve yerel toplulukların bütünleşmesini, sorumlulukları paylaşmasını sağlayan demokratik bir yaklaşıma ihtiyaç vardır. Kentlerde, sanayi ve ticaret odaları, meslek odaları, üniversiteler, ilgili sivil toplum örgütleri, medya, kültür, sağlık, turizm, ulaştırma vb. temsilcilerinin de dahil edildiği platformlar oluşturularak, afet riskini azaltma kararları ve uygulamaları, platformlar ile birlikte geliştirilmelidir.  

Yapı denetim süreçleri meslek odalarının katılımıyla ve şeffaf bir şekilde kamu eliyle yürütülmeli, yerel yönetimlerin afet yönetim sürecindeki katılımı güçlendirilerek yetkileri artırılmalıdır.

Afet Bilgi ve Veri Merkezleri yoluyla afetle mücadele ve afete müdahale süreçlerine dair bilgi kirliliğini defedecek, afete dair tüm bilgileri yurttaşların erişimine açacak, ihtiyaçları belirleyecek, afet bütçesine dair tüm bilgileri, afete dair kamusal yatırım ve çalışmaları, denetimleri izlenilebilir ve hesap verebilir kılacak mekanizmalara ihtiyaç vardır.

DAYANIŞMA İLE RİSKİ AZALTMAK: Afet yönetimi tek başına değil, birlikte mümkündür. Eşitlik ve toplumsal cinsiyet temelli dayanışma ve katılım şarttır. Gönüllü müdahale timleri oluşturulmalı, eğitim ve farkındalık çalışmalarıyla afete müdahalenin verimliliği artırılmalıdır. Afet riskini azaltma politikaları ve uygulamalarını daha etkin hale getirmek için merkezi ve yerel kurumların yanı sıra uluslararası kurum ve örgütlerle ve sivil toplum örgütleriyle de iş birliği sağlanmalıdır.

GÜVENLİ MÜDAHALE: Afete müdahalenin hızı ve verimliliği, can ve mal kaybının büyüklüğünü belirlemektedir. Bu konuda özel eğitim görmüş ve uzmanlaşmış personel sayısının artması, özlük haklarının güçlendirilmesi önemlidir. Özellikle deprem riski yüksek olan kentlerde daha hızlı biçimde müdahale sağlayacak personel istihdam edilmeli, ekipman bulundurulmalıdır.

EKOSİSTEM TEMELLİ BÜTÜNCÜL YAKLAŞIM: Kentlerdeki nüfus yoğunlukları, iklim değişikliği gibi etkenler de afetin boyutlarını arttırmaktadır. İklim değişikliği, biyoçeşitlilik, yoksulluğun ortadan kaldırılması, çevre, tarım, sağlık, gıda ve beslenme haklarıyla ilgili ekosistem temelli bütüncül yaklaşımla oluşturulacak politikalar, afet riskini, salgın hastalığı, yerinden edilme riskini azaltacaktır.

YURTTAŞ ODAKLI KENTSEL DÖNÜŞÜM: Sağlıklı yaşamaya elverişli, doğal afetlere dayanıklı konut hakkına erişim olmazsa olmazımızdır. Kentsel dönüşüm uygulamalarında soylulaştırma, zorla tahliye, mülkiyet hakkı ihlali, borçlandırma gibi davranışlardan kaçınılarak adil uygulamalar geliştirilmelidir. İklim, coğrafya ve kültür vb. değişken özelliklerle uyumlu kent ve konut planlamaları esas alınarak, yapı stoklarının afet ve iklim değişikliği kaynaklı aşırı doğa olayların dirençleri artırılmalıdır. Makul fiyatlı, yeterli, dirençli ve güvenli konut, altyapı ve hizmetlere erişim hakkı sağlanmalıdır.

YENİDEN İNŞA, DAHA İYİ İNŞA: Afet riskini azaltma ve afete dirençli toplum, afete dirençli kent, afete dirençli yapı inşa ederken temel ilkemiz, ‘öncekinden daha iyisini inşa etmek’ ilkesidir.

-Tahmin ve erken uyarı sistemleri, afet risk ve acil durum haberleşme mekanizmalarına yatırım yapılmalıdır.

-Kamusal müşterek alanlar, afet durumlarında kullanılabilecek mekânlar olarak kurgulanmalıdır. Yurttaşların kolayca erişebileceği konumlarda, arama-kurtarma, ilk yardım ve diğer temel ihtiyaç malzemelerinin bulunduğu üniteleri barındıran, afetzedelerin her türlü ihtiyaçlarını karşılayacak alt yapı ve mekanlara sahip barınma alanları oluşturulmalıdır.

-Afetle mücadele ve müdahalede yerel yönetimlerin yetki ve kapasiteleri artırılmalıdır.

-Afet riski tespitlerinin bilimsel ve objektif verilere göre hazırlanan raporlarla yapılması; bu raporların neticelerine göre iyileştirme ya da kentsel dönüşüm uygulamalarının yapılıp yapılmamasına karar verilmelidir. Bu kapsamda fay hattı üzerindeki tüm yerleşim birimlerinde bulunan yapı stokunun risk analizi bir an evvel yapılmalıdır.

-İklim değişikliğiyle mücadele politikalarıyla uyumlu, düşük sera gazı emisyonuna sahip yapı malzemeleriyle üretilmiş, kullanım ömrü boyunca düşük sera gazı emisyonu ortaya çıkarmayı hedefleyen yapılaşma standartlarına geçilmelidir.

-Toplanan deprem vergileri, depremin zararlarını azaltacak tedbirler ve deprem sonrasındaki normale dönüş ile rehabilitasyon çalışmaları için harcanmalıdır. Deprem sonrasında evleri ‘oturulmaz’ hale gelen mülkiyet sahibi ve kiracı yurttaşlara barınma imkânları sunulmalı; zararları tazmin edilmeli, eşya ve kira yardımı yapılmalıdır.

-Deprem öncesi ve sonrasına dair süreç devlet politikası haline getirilmeli, Afet İşleri ve Deprem Bakanlığı kurulmalıdır. Afet kriz yönetimine doğrudan ya da dolaylı olarak katkı sağlayacak olan kuruluşlar arasında koordinasyon sağlanmalı, il ve bölge müdürlükleri oluşturulmalıdır.

-Deprem bölgelerinde mikro planlamalar yapılarak zemin etüt sonuçlarına göre imar planları revize edilmelidir.

-Alt yapı, ulaşım, iaşe, barınma ve sağlık sorunlarının çözümüne yönelik master planlar yapılmalıdır.

-Kamuoyunda İmar Barışı ya da İmar Affı olarak bilinen kaçak yapılaşmayı teşvik eden düzenlemeden vazgeçilmelidir."

 

Yorumlar (0)