banner25

banner24

10.05.2021, 14:16

Leblebi Tozu

Sokak taşlarının arasında kalır yosunlaşmış anılar…
Ve bu anıları çıkarıp zaman zaman hatırlarız, geçmişteki güzel günleri özleyerek…
İlkokul sıralarında öğrenme telaşındayken, kurduğumuz hayallerin temelinde büyümek olurdu hep…
Ben büyünce…” diye başlayan cümleler bitmek tükenmek bilmeyen hayallerin ortaya çıkmasını sağlardı.

Tek katlı, küçük yapılı, oluk kiremit çatılı, geniş pencereli, büyükçe bahçesi, bahçe duvarının kenarlarında sıra sıra akasya ağaçları olan okulumuzun hemen yanına yeni okul binası yapıldıktan sonra başladı, o bir daha geri gelmeyeceğini anladığım yıllara olan hasretim…

497…
İlkokul numaram.
Bir de 517 yi unutamadım…
Beraber oynadığım, aynı sırayı paylaşıp aynı düşleri kurduğum ama maalesef talihsiz bir trafik kazasında hayatını kaybeden Barış’ın hatırına…
Sonra Murat, Özlem, Yasemin, Emre, Çiğdem, Rıza, Meltem, Mehmet, Hanım, İlker, Hakan, Nilüfer, Dürdane, Serkan, Tülay, Metin, Arzu, Safiye, Durmuş, Sati, Uğur, Yıldız, Seyrani, Dursun, Elmas, Sevda, Özcan, Mustafa ve ismini hatırlayamadıklarım…

Kısa ders aralarına sığdırdığımız oyunları bir sonraki teneffüs nasıl kaldığı yerden devam ettirirdik aklım almıyor.
Okulumuzun hemen karşısında, ufak tefek ama bize göre dünyaları sığdıran bakkal vardı. Okuldan çıkar çıkmaz oraya koşar, dönüş yolundaki en keyifli ödülümüze kavuşurduk;
Leblebi tozu…
Nişastadan yapılmış küçük kabın içine doldurulan leblebi tozunu keyifle ağzımıza boşaltırdık. Ondan sonra konuş konuşabilirsen…
Bütün mutluluk işte bu kadardı.
Okul stresi denilen kavram, öğretmen ve okula saygıdan ibaretti. Rahmetli Muazzez öğretmenimize ve tüm öğretmenlere saygı duyardık.
Hiç birimiz el bebek gül bebek büyümedik fakat hep korunup kollandığımızı bilirdik. Ne bizim psikolojimizi bozan durumlardan haberdardık, ne de nasıl bozulacağını bilirdik.
Zaten bozulan psikolojimiz değil, akşam saatinde sonlandırılan oyunlarımızdı. Bozulan oyunları da ertesi gün tekrar kurardık. Aynı mahallelerde, aynı sokaklarda oyun oynayarak büyüdük…
Çok kıyafetimiz de olmadı ayakkabımız da… Bir çift ayakkabıyı yırtılana kadar giyerdik, keza kıyafetleri de... Zaten yırtılana yama yapılırdı ki o da ayıp değildi.
Haftada bir banyo yapardık ama hiç şimdiki kadar kirlenmezdik. Banyodan sonra temiz kıyafetlerimizi giyer, bir sonraki haftanın keyfini çıkarmaya bakardık. Ama bayramlıkların yeri başkaydı. Giymeye kıyamaz, başucumuza koyup yatardık. Bayram sabahı bambaşka olduğumuzu sanır, öyle çıkardık mahalleliyle bayramlaşmaya.
Elimizde şeker poşetleri kapı kapı dolaşır, komşularımızla ve mahalle büyükleriyle bayramlaşır, el öper ve hediyemizi alırdık. Mahallede herkes birbirini tanır, kimsin kimlerdensin bilirdi.
Para veren olunca daha çok sevinir, diğer arkadaşlara da o eve gitmesini tembihlerdik. Poşetteki şekerlerin bir kısmını yer, bir kısmını paylaşır, kalanı da sonra yemek üzere eve götürürdük.
Ama yine vazgeçilmezimiz, bakkaldan aldığımız leblebi tozu olurdu.

Garip bir şey bu leblebi tozu…

Kolay yutulmayan, ağzı kurutup konuşmayı bile engelleyen fakat yedikçe yemek isteyeceğin, garip bir şey…

Kolay mutluluk sebebi…

Çünkü küçük şeylerle mutlu olabilen, basit zamanlardan keyif alan, arkadaşlığın kılık kıyafetten önde geldiği, oyunların ekranlarda değil sokak aralarında oynandığı, herkes herkesin evine rahatlıkla gidip geldiği bir çocukluk yaşadık.

Leblebi tozu bile büyük mutluluktu…

Daha doğrusu mutluluğun kolay olduğu zamanlardı, şimdilerin yokluk diye adlandırdığı o dönemler…

Şimdilere bakıyoruz, bayram bile mutlu etmiyor insanları…

Tutunduğumuz ve mutlu olduğumuz yine;

Sokak taşlarının arasında kalan yosunlaşmış anılar…

Yorumlar (16)
Yasemin Yigit 2 ay önce
Eskilere götürdün bizi yüregine sağlık dostum,iyiki varsın..
Safiye Çertel 2 ay önce
Ah arkadaşım beni ozamana ışınladın bi anda ne güzel ne gerçek yaşamışız o yılları keşke bizim cocuklarımızda yaşayabileydi o yılları ah ah o karşıki bakkal bizim mahallenin abdi abisiydi o leblebi tozlarını hic unutamıyorum hep boğazımda kalırdı ama tadı hala gitmedi damağımdan ah arkadasim çok teşekkürler beni o yıllara götürdün kalemine yüreğine sağlık
Durdane yilmaz 2 ay önce
Canim arkadasim agzina ve yuregine saglik bizleri cocuklugumuza goturdun.gecmise geri dondum cok guzel anilarimiz oldu...baris arkadasimizin yeri farkliydi hepimiz icin mekani cennet okdun nur icinde yatsin... hatirlarmisiniz dikdortgen ince bir cantasi vardı sımsıkı sarılırdi ona ..cok caliskan bir arkaďasimizdı.nur icinde yatsin mekani cennet olsun....canim.arkadaslarim hepiniz degerli ve cok ozelsiniz herkese ayri ayri selamlar ve sevgiler
Arzu Günad 2 ay önce
Çok güzel olmuş Ümitcim gözlerim doldu.Cok eskiye götürdün,ne kadar da temizmis duygularımız yasadiklarimiz heyecanlarını...Yüreğine sağlik hep varol hep yaz canım arkadaşım...
Serkan 2 ay önce
Çok güzel bir yazı olmuş o leblebi tozunu hatırladım sayende
Uğur çakmak 2 ay önce
518 kalemine sağlık kardeşim
Riza ersoy 2 ay önce
Super olmus değerli arkadasim yüreğine saglik numaram 528 di galiba
Çiğdem Onursal 2 ay önce
Yüreğine sağlık kardeşim kalemin hep yazsın,yazasınki dünlerimiz yaşasın çocukluğumuz hiç büyümesin ve leblebi tozunun tadı damağımızda hep kalsın...
Dursun Üre 2 ay önce
Ümit resmen dertleşmissin be kardeşim.icinden geçenler bir anda dökülüvermiş gibi.cok güzel anlatmış sın. Bu arada benim numaram 523
Bütün Yorumları Görmek İçin Tıklayın