Sırtlan Payı

Abone Ol

Türk edebiyatında romanla fikri yan yana yürütmeyi en iyi bilen isimlerden biri Attila İlhan.

“Sırtlan Payı” da bunun en net örneklerinden. Kitabı elinize aldığınızda bir hikâye okuyacağınızı sanıyorsunuz ama sayfalar ilerledikçe kendinizi bir tartışmanın, hatta yer yer bir hesaplaşmanın içinde buluyorsunuz.

Edebi tarafıyla başlayalım. İlhan’ın dili her zamanki gibi kendine has; biraz sert, biraz meydan okuyan ama bir o kadar da akıcı. Özellikle diyaloglarda bu çok hissediliyor.

Karakterler konuşurken sadece birbirleriyle değil, sanki okurla da tartışıyor. Bu durum bazen metni zenginleştiriyor, bazen de hikâyenin ritmini yavaşlatıyor.

Yani okurken bir yandan “ne iyi yazmış” diyorsunuz, bir yandan da “biraz fazla uzamadı mı?” diye düşünmeden edemiyorsunuz.

Romanın arka planı Türkiye’nin yakın tarihi.

Cumhuriyet sonrası dönem, çok partili hayata geçiş, Batılılaşma sancıları…

İlhan bu konuları öyle kuru kuru anlatmıyor; hikâyenin içine yediriyor. Ama şu da var ki anlattığı tarih, tamamen kendi bakış açısından süzülmüş bir tarih. Bu yüzden zaman zaman tek taraflı bir ton hissediliyor.

Siyasi tarafı ise zaten gizli saklı değil. İlhan’ın dünya görüşü metnin her yerinde hissediliyor. Ulusalcı, anti-emperyalist çizgi çok net... Bu da romanı sadece bir kurgu olmaktan çıkarıp bir fikir metnine yaklaştırıyor. Fakat bunun bir bedeli var. Karakterler bazen etten kemikten insanlar olmaktan çıkıp bir fikrin temsilcisine dönüşebiliyor.

Karakterlerin iç dünyası, yaşadıkları çatışmalar gayet inandırıcı. Bu da psikolojik açıdan bakınca daha dengeli bir tabloyu ortaya koyuyor. Özellikle bireyin kendi içindeki bölünmüşlüğü ile toplumdaki kırılmalar arasında kurulan bağ etkileyici. Ama her karakter için aynı özeni görmek zor; bazıları biraz yüzeyde kalıyor.

Doğu ile Batı arasında gidip gelen bir zihin hali üzerine kurulu olan eser felsefi yönüyle de öne çıkıyor. Kimlik, aidiyet, modernleşme… Bunlar romanın ana meseleleri.

Okurken bazen yoruluyorsunuz, çünkü İlhan sizi rahat bırakmıyor. Ama belki de meselenin özü okuru konfor alanından çıkarmak.

“Sırtlan Payı” sosyolojik açıdan da dikkat çekici bir metin. Şehirleşme, sınıf farkları, aydın eleştirisi… İlhan’ın özellikle “aydın” dediğimiz kesime yönelik sert çıkışları var. Yer yer haklı, yer yer genellemeye kaçan bir ton. Ama her durumda düşündürücü...

Teknik olarak ise roman biraz dağınık... Geri dönüşler, uzun iç konuşmalar, uzayıp giden diyaloglar… Bunlar metni zenginleştiriyor ama aynı zamanda tempoyu düşürüyor. Okurken bazen akışa kapılıyorsunuz, bazen de kopuyorsunuz.

Toparlamak gerekirse, “Sırtlan Payı” okuru yormayı göze alan, hatta biraz da bunu isteyen bir kitap.

Attila İlhan burada sadece bir hikâye anlatmıyor; kendi zihninin haritasını açıyor önümüze.

Okuduktan sonra insanın aklında birçok şey bırakıyor.

Belki de asıl mesele tam olarak bu.