HABER: ROJDA DOLGUN
Eğitim Sen Aydın Şube Başkanı Suat Güneş, özellikle okullarda artan şiddet olaylarının yalnızca güvenlik önlemleriyle açıklanamayacağını belirterek, yaşananların uzun süredir uygulanan politikaların sonuçları olduğunu savundu.
Şiddet olaylarının daha önce de yaşandığını hatırlatan Güneş, “Yeni eğitim öğretim yılımızda hepimize, öğrencilerimize, eğitim camiasına ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Ancak maalesef yaşadığımız o makus talihin yükseldiği yerden çok üzüntü duyarak bundan bahsetmek isterim. Hükümet, birkaç bakanıyla birlikte toplanıp güvenlik protokolü imzaladı. Onun ertesi günü bunun yaşanması da çok ironik oldu” dedi.
Okullardaki şiddetin bundan sonra da olacağını belirten Güneş “Sayın Bakan bu konuyla ilgili açıklama yaparken dikkatimi çekti. Hiç güvenlik noktasına değinmedi. Öğretmenlerin önlük giymesini zorunlu tuttuk, dedi. Telefonları yasakladık, dedi. Güvenlik meselesine hiç değinilmedi. Gerçekten üzüntü duyduk. Bu şiddet olayları geçen sene de yaşandı. Ondan önce de yaşandı. Bu son olmayacak. Çünkü yaşanlar şiddetin sonuçları. Bugüne kadar izlenen politikalar, yaşanan gelişmeler, uygulanan bazı protokoller ve özellikle ekonominin getirdiği noktada bu olaylar bir sonuç. Bundan sonra da olacak, maalesef, öyle duruyor” dedi.
YENİ EĞİTİM YILINA AYDIN’DAKİ OKULLAR NASIL BAŞLADI?
Yeni eğitim döneine Aydın’daki okulların nasıl başladığına değinen Güneş, şu ifadeleri kullandı:
“Seminer döneminde Sultanhisar’da bir okula ziyarete gittim. Örnek vererek anlatayım isterseniz. Okul inşaat halindeydi. Temizlik yapılıyor, her taraf toz ve pas içinde. Birkaç gün sonra okul açılacak. O okulun o şekilde yetişme imkânı yok. Bu işlerin yaz döneminde yapılıp bitirilmesi lazımdı. Hijyen noktasında büyük sıkıntı var, güvenlik noktasında büyük sıkıntılar var. Sınıflarımız çok kalabalık. Ben şu an dersten çıkıp geldim ve çıktığım sınıf otuz yedi kişiydi maalesef. Böyle sorunlar yaşıyoruz. Bunun dışında ikili eğitim yapan okullarımız var maalesef. İşte kış dönemini de görüyoruz. Yakında onun kararını herhalde valilik çıkarır. Ders saatlerimiz otuz dakikaya inecek. Aynı okul türünde öğrencilerden biri kırk dakika ders yaparken, birisi otuz dakika ders işleyecek. Buna benzer pek çok eksikle başladık. Okulların açılacağı dönemde bu görüntüler sosyal medyada çok dolaştı. Gerçekten hijyen noktasında özellikle çok büyük sıkıntı var.
Sadece kırsalda yaşayan değil, şehirde olup kenarda kalmış, imkânları kısıtlı bölgelerimiz de var. Dezavantajlı bölgelerimiz. Aydın özelinden konuşursak mesela Acarlar var. Ilıcabaşı, Kocagür, Ovaeymir, Tellidede gibi bölgelerimiz var. Bunlar dezavantajlı bölgeler. Sosyokültürel ortamları, sosyoekonomik ortamları gerçekten çok hoş değil. Bu ortam öğrencilerimize de yansıyor. Öğrencilerimizin okula devam etme konusu olsun, okuldan uzaklaşma konusu olsun, akademik başarısı olsun, bunları da etkiliyor. Aydın’da da bu durum gerçekten canımızı acıtıyor. Türkiye’de yaşanan sıkıntıların hepsi Aydın’da da yaşanıyor. Öğretmenler ne yaşıyor? Bütün Türkiye’de, özellikle batı illerinde bir norm fazlalığı söz konusu.”
“BİZİM APOLETLERE İHTİYACIMIZ YOK!”
Eğitimde mülakat, sözleşmeli öğretmenlik ve ücretli öğretmenlik uygulamalarını, öğretmenlerin birbirinden ayrıştırılmasını eleşiren Güneş şu değerlendirmelerde bulundu:
“Öğretmenler olarak aynı işi yapıyoruz. Farklı bir iş yapmıyoruz. Hatta o genç arkadaşlarımız belki bizlerden daha da verimli çalışıyor. Taze bilgilerle, genç ve dinamik bir şekilde dersini işliyor. Ancak işte uzman, başöğretmenlik, ücretli öğretmenlik, sözleşmeli öğretmenlik gibi uygulamalarla bizi sınıflandırdılar, ayrıştırdılar, kutuplaştırdılar. Bu durum öğretmenler odasındaki o iş barışını bozdu.
Biz Eğitim Sen olarak, eşit işe eşit ücreti savunuyoruz. Yani hepimiz aynı işi yapıyoruz ve aynı ücreti alalım. Bizim apoletlere ihtiyacımız yok. Tıpkı asker ve polis gibi omzumuza, kolumuza takacak apoletlere ihtiyacımız yok. Bizim sadece güvenliğimizi sağlasınlar. Ekonomik olarak maaşlarımızı düzenlesinler. Ek göstergelerimiz verilmiyor. Bazı öğretmenler alıyor ama ek göstergeyi alamayan öğretmenler de var.Biz bunları talep ediyoruz. Eşit işe eşit ücret konusunda ısrarımız var. O yüzden bu ayrışmayı kabul etmiyoruz. Bu güvencesizliği de kabul etmiyoruz.
Öğretmenler kendilerine bir kadro bulamıyor. Onlardan birisi de benim. Ben de norm fazlası bir öğretmenim. Benim mevcut bir okulum yok. Her sene bir okula görevlendiriliyorum. Ve böyle bir şişen kadro var. Öğretmenler tedirgin. Atama dönemlerinde tercih yapıyoruz ama yer olmadığı için yerleşemiyoruz. Ve bizim isteğimiz dışında resen bizleri farklı yerlere atayabiliyorlar. Uzak yerlere atayabiliyorlar. Bu da bizim açımızdan bir sorun olarak karşımıza çıkıyor maalesef””
“OKULDAN ÇOK EVDE ÇALIŞIR OLDUK”
Öğretmenlerin iş yükünün son yıllarda çok fazla arttığını vurgulayan Güneş şu şekilde konuştu:
“Bu son dönemde gerçekten öğretmenlerin iş yükü çok arttı. Biz buna dijital angarya diyoruz. Gerçekten bu son dönemde Maarif Modeli ile birlikte dijital angarya, aldı başını gitti desek yeridir. Sürekli bir form doldurma hali, sürekli bir ölçek doldurma hali, performans değerlendirme gibi sürekli bizi dijitale boğan bir dijital angarya içerisindeyiz.
Bunun dışında mesela bazı okullarda ihtiyaca göre haftada iki nöbet tutma zorunluluğu getiriliyor. Bu da öğretmenler açısından büyük bir sıkıntı. Mesai mefhumumuz biraz ortadan kalktı. Artık okuldan çok evde çalışır olduk. Evde dinlenmem gereken zamanda dinlenemiyorum.Çocuklarıma, aileme, çevreme, sosyal hayatıma ayıracağım vakti gerçekten artık ayıramaz oldum. Sürekli mesleğimizle ilgili o dijital angaryanın verdiği yükü hafifletmeye çalışıyoruz. Bize yüklenen görevleri yapmaya çalışıyoruz. O da bir yerden sonra gerçekten büyük sıkıntı yaratıyor”
“EĞİTİMİ TİCARİLEŞTİRDİLER!”
Eğitimin ticarileştirilmemesi gerektiğinin altını çizen Güneş şu ifadeleri kullandı:
“Ekonomik nedenlerden dolayı eğitim hayatından kopma riski taşıyan öğrenciler var. Mesela buna en güzel örnek MESEM’leri verebiliriz. MESEM uygulamaları, mesleki eğitim merkezleri. Öğrencilerimiz, ailelerimiz ekonomik sıkıntı yaşadığı için çocuğunu örgün eğitimden çıkarıyor. MESEM dediğimiz uygulama kapsamına alıyor. Bu nedir? Öğrenci dört gün işe gidiyor, fabrikada çalışıyor, sanayide çalışıyor vesaire. Bir gün okula geliyor. Okula geldiği gün de bazı derslerini yüz yüze görüyor, bazı derslerini de çevrim içi yapabiliyor. Böyle bir imkân da sunuyor ve çocuk okuldan uzaklaşıyor. Bunun temel nedeni de ekonomik sıkıntılar. Aileler oradan gelecek üç beş lira için çocuğunu okuldan alıp MESEM’e kaydını yaptırabiliyor.
Bu dönem özellikle iktidar tarafından yürütülen politikalarla eğitimin altı boşaltıldı. Eğitimi ticarileştirdi. O yüzden sanki özel okullara öğrencilerin gitmesi noktasında özel bir çaba var. Özel okullara baktığınızda bazı konularda öğrencilerini daha rahat bırakabiliyor.
Sınıflara artık beslenme adına, öğrenciler simit ayran yiyor. Simitin yanına ayran koyuyor ve o şekilde öğünü geçiştiriyor. Bulunduğum okulda da öğleden sonra dersim başladı ve okula gittiğim zaman öğlen arasıydı. Pek çok öğrenci poşetin içinde kantinden simit ve ayran alarak sınıfa gidiyordu. Öğünü bu şekilde geçiştiriyordu. Biz Eğitim-Sen olarak kamusal alanda, devlet okullarında bir öğün yemek ve içilebilir su talebimiz var. Bu talebi dillendiriyoruz. Her okulda her öğrencimiz bir öğün yemek ve içilebilir bir suya erişebilmeli”