TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Adalet Bakanlığı, Kişisel Verileri Koruma Kurumu, Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu, Türkiye Adalet Akademisi, Hakimler ve Savcılar Kurulu, Türkiye İnsan Hakları Eşitlik Kurumu, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay’ın 2022 yılı kesin hesap kanun teklifleri, 2024 yılı bütçe kanun teklifleri ile Sayıştay raporları görüşülerek kabul edildi. Görüşmelerin sonunda Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, yöneltilen eleştirilere ve sorulara cevap verdi. 

TÜRKİYE’NİN GERİ OLDUĞUNU GÖSTERMEK KABUL EDİLEBİLİR DEĞİL”

Tunç, Anayasa’nın 183’inci maddesi gereğince yargıda devam eden konularla ilgili soru sorulamayacağını hatırlatarak, Türkiye’nin uluslararası kuruluşların raporlarıda adalet konusunda Afrika ülkelerinin gerisinde olduğu eleştirisine şöyle yanıt verdi: 

“Türkiye’nin önünde gösterilen ülkelerde bırakın hukuk ve yargı demokrasi yok. Bir kere serbest seçimler yok. O ülkelerin gerisinde göstermek Türkiye’yi haksızlık. Türkiye’nin de hukukun üstünlüğünde Zambiya’dan, Ruanda’dan, Gana’dan geri olduğunu söylemek, adı sanı duyulmamış ülkelerden Türkiye’ nin geri olduğunu göstermek kabul edilebilir değil. Kasıt olduğunu ifade etmek istiyorum. Bir ülkede hukuk olabilmesi için demokrasi olması lazım.”

TWEET ATMAK SUÇ DEĞİL”

Tunç, düşünceyi ve ifade özgürlüğünü genişleten düzenlemeler yaptıklarını kaydederek, “Haber sınırın aşmayan gazeteciler için suç oluşturmayacağını ifade ettik… O maddeler yargı huzurunda uygulanırken, o cümleler olmadığı içni sorunlar çıkmıştı. O cümleler oraya eklendiğinde o sorunların tekrarlanmadığını görüyoruz… Bundan sonra tweet atan tutuklanıyor şekline ifadeler kullanıldı. Tweet atmak suç değildir ama atılan tweet suç teşkil ediyorsa elbette ki yargının konusu olur. Bir kişiye gerçek hayatta hakaret ediyorsak, bunu sanal ortamda da yaptığınızda aynı aynı yaptırım ile karşı karşıya kalmak mümkün” diye konuştu. 

 Tunç, HDP Grup Başkanvekili Sezai Temelli’nin “adalete sermayenin ve namlunun penceresinden bakıldığı” eleştirisine, “Biz adalete hukukun üstünlüğü, milletimizin penceresinden bakarız. 21 yıldır böyle yaptık, milletimizin desteğini almayı başardık” dedi. 

YENİ HUKUK FAKÜLTESİ AÇILMAYACAK”

Yargının iş yükünün ağır olduğunu aktaran Tunç, “Nüfus başına düşen hakim olarak Avrupa otlamasanın altındayız. Dekanları hukukçu olmayan hukuk fakültelerinin çoğu henüz faaliyete geçmemiş olan fakülteler. Öğrenci kabul etmeyen hukuk fakülteleri. Öğrenci kabul edenlerin arasında da akademisyen noktasında elbetteki yetesiz olduğunu kabul ediyorum. Yeni hukuk fakültesi açılmaması konusunda da kararlıyız… Özellikle sonradan hukuk fakültelerinde eğitim kalitesinin giderek artması gerekiyor” diye konuştu. Tunç, 2024’ten itibaren 3 yıl süren hakim ve savcı yardımcılığı sistemine geçeceklerini söyleyerek, hakim ve savcı olmak için sınavların kazanılmasının ardından Adalet Akademisi’nde hakim ve savcı adaylarının eğitim göreceğini ve 3 yıl hakim ve savcı yardımcılığı yapılacağını ekledi. 

15 TEMMUZ SONRASI YARIM MİLYON KİŞİYE ADLİ İŞLEM YAPILDI

Tunç, 15 Temmuz darbe girişinin ardından açılan davalar ve bu süreçte sonuçlanan kararların verilerini şöyle paylaştı: 

“696 bin 526 kişiye adli işlem yapıldı. Hepsi mahkum mu oldu, hayır.  350 binine kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi, 123 bin kişi sadece mahkum oldu. 99 bin beraat. 27 bin 748 HAGB. 5 bin 521 diğer kararlar.”

Tunç, TİP Hatay Milletvekili Can Atalay konusunda Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları arasındaki çelişkiyi şöyle değerlendirdi: 

“Özellikle Can Atalay meselesi çok merak ediliyor. Yani hep Adalet Bakanını sıkıştırıyorsunuz. Benim sağ tarafımda Anayasa Mahkemesi var. Sol tarafımda Yargıtay ve Danıştay var. Dolayısıyla biz aradayız. Yargı bağımsız diyorsunuz ama diyorsunuz ki, Anayasa Mahkemesi ya da Yargıtay’a müdahale şeklinde. 

Hastane kapısını tekmeledi, tutuklandı Hastane kapısını tekmeledi, tutuklandı

Bana gazeteciler sorduklarında, Yargıtay şu kararı verdi, şu gerekçeyle, kendi düşüncesi bu dedim. Anayasa Mahkemesi de bu kararı verdi, şu gerekçeyle dedim. Anayasa Mahkemesi kararı şöyledir, Yargıtay’ınki böyledir şeklinde değerlendirmede bulunmadım. 

Buradaki tartışma şu, Anayasal düzene karşı işlenen suçlar, terör suçları seçimden önce işlenmişse dokunulmazlık kapsamında mıdır, değil midir? Siz işin esasına da giriyorsunuz. Anayasa Mahkemesi kararına uyulup uyulmamasıyla ilgili tartışma yapmıyorsunuz. Yargıtay şunu diyor, Anayasa’nın 83’üncü mahkemesinde seçimden önce ya da sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili Meclis’in kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Siz burada nokta koyuyorsunuz, devam etmiyorsunuz. Devam ettiğiniz zaman ağır cezayı gerektiren suç üstü hali dokunulmazlık kapsamında değildir, bir de seçimden önce soruşturasına başlanmış olmak kaydıyla, Anayasa’ın 14’üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır diyor. 

Anayasa’nın 14’üncü maddesindeki durumlar nedir? Anayasa’nın 14’üncü maddesini açtığınız zaman temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmamasıyla ilgili madde, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak biçiminde temel hak ve özgürlükler kullanılamaz diyor. Ancak bu durumlara ilişkin yaptırımlar kanunla düzenlenir. Yargıtay diyor ki, burada bir belirsizlik yoktur. Kanunla düzenlemiştir,  devletin güvenliğine ilişkin suçlar TCK ve TMK’da belirlidir diyor. Belirlilik ilkesi bakımından bir sorun yoktur… Anayasa Mahkemesi de şunu söylüyor, Anayasa’nın 14’üncü maddesi belli değildir. Belirli olmadığı için 83-2 son gereğince, Anayasa’nın 14’üncü maddesine yollama yaptığınız zaman orada suçların hepsini tek tek sayılması gerektiğini söylüyor. 

“BİRİ ALÇAK BİRİ YÜKSEK MAHKEME DEĞİL”

Ben şunu söyledim, Anayasa’nın 83 ve 14’ün uygulanması bakımından Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay arasında görüş farkı var dedim… Biri alçak biri yüksek mahkeme değil. Yüksek mahkemeler sayılmış. Yüksek mahkemeler diye başlık var Anayasa’da.  153, evet Anayasa Mahkemesi kararları herkesi bağlar. 154 de diyor ki, adliye mahkemelerinde verilen kararların son inceleme merci Yargıtay’dır diyor. Burada ortaya çıkan sorunun sebebi, 1982 Anayasası Anayasa Mahkemesi’ne 3 görev veriyor. Soyut ve somut norm denetimleri ile kanunların denetlenmesi, KHK ve TBMM İçtüğünün, siyasi parti kapatma davaları ve yüce divan. 3 görevi vardır.  Biz 82’deki bu görevlere haiz bir Anayasa Mahkemesi’ne 2010 yılında yeni görev ekledik, o da bireysel başvuru. Bunu biz getirdik, geri adım atmayacağımızı hep söyledik, söyemeye de devam ediyoruz. Orada bireysel başvurunun kanun koyucu bir yetki tartışmasına neden olacağını öngörerek, Anayasa’nın 148’inci maddesinin 4’üncü fırkasına hüküm koydu. O da bireysel başvuru yolunda, kanun yolunda incelenmesi gereken hususlar incelenemez diyerek, aslında bir yerde yetki tartışmasının çıkmamasını amaçladı. Bireysel başvurunun esas ve usullerinin kanunla belirleneceğini yazdık Anayasamıza. Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş kanununda da 49 ve 54’üncü maddelerinde de bireysel başvuru ile ilgili düzenlemeler yaptık. Anayasa Mahkemesi Kanununun 50’inci maddesinde mahkeme kararından kaynaklanan bir hak ihlali durumunda, yeniden yargılama usulü ile ilgili bir usul ihdas edildi. Bir  de CMK’da yargılamanın yenilenmesi var. Anayasa Mahkemesi diyor ki, yargılamanın yenilenmesiyle yeniden yargılama farklı şeyler diyor. AİHS’in ihlal kararlarını yargılamanın yenilenmesi saydık.  Ama Anayasa Mahkemesi kararlarını yargılamanın yenilenmesi sebebi saymadık. Burada adileye mahkemelerine AİHM bakımından taktir yetkisi verilirken, Anayasa Mahkemesi’ne taktir yetkisi verilmediğini söylüyor Anayasa Mahkemesi. 

Biz sadece bugünkü problemi konuşur ve çözeriz. Kanun değişikliğinde uzlaşırız. TBMM’nin takibinde olan hususlar. TBMM bizim her zaman başvurabileceğimiz bi yerdir. Kanunlarımızda yorum farkı nedeniye tartışmalar ortaya çıkıyorsa, bu yetki tartışmalarına sebep olmayacak şekilde maddeleri netleştirmek TBMM’nin görevidir.” 

Kaynak: