banner25

banner24

Başkan Koca'nın çevre günü açıklaması

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Üreticileri Derneği Başkanı, Çevre Yüksek Mühendisi Tevfik Fikret Koca 5 Haziran Dünya Çevre Günü ile ilgili açıklama yaptı.

GÜNCEL 05.06.2022, 12:02
Başkan Koca'nın çevre günü açıklaması

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Üreticileri Derneği Başkanı, Çevre Yüksek Mühendisi Tevfik Fikret Koca 5 Haziran Dünya Çevre Günü ile ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamasında şunlara değindi; 

"İsveç Stokholm’de Birleşmiş Milletler tarafından 1972 Yılında düzenlenen çevre konferansı sonrası her yıl düzenli olarak 5 Haziran tarihinde Çevrenin korunması ve dünya genelinde bir farkındalık yaratılmasına yönelik faaliyetlerde bulunulması adına Dünya Çevre Günü kutlanmaktadır.

Çevre kirliliğinin doğaya, insana ve tüm canlılara doğrudan ve dolaylı yollardan etkileri olduğu gibi dünya tarihine bakıldığı zaman aslında dünyanın büyük bir bölümünün sahip olduğu hava, su ve toprak kirliliğinin 1700’lü yıllarda gerçekleşen sanayi ve endüstri devrimi sonrası ortaya çıkmaya başladığı görülmektedir. Sanayi devrimi ve sonrasında ortaya çıkan savaşlar ve insanların ihtiyaçlarını karşılamak gibi önceliklerin olduğu düşüncesiyle toplumlar yaratılan bu çevre kirliliğine önem vermemişlerdir.

Dünya ülkeleri her ne kadar çevre temasıyla 1913 yılında yapılan Bern Konferansı ve 1923 yılında Paris ve Londra konferansları yapılmış olsa da bu toplantıların ana konusunu daha çok tabiatın ve kültür varlıklarının korunması oluştur. 1965 yılında Birleşmiş Milletlerin ihtisas kuruluşlarıyla bağlantılı danışma kurulları kurulmuş sonrasında ise 1970 yılında Tabiatın Korunması Hakkında Avrupa Konferansı tertip edilmiştir. Uluslararası alanda, çevre hakkının tam anlamıyla dile getirildiği ilk toplantı ise 1972 yılında Stockholm’de düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve İnsan Konferansı olmuştur.

Aslında bakıldığında Dünya toplumlarına çevre duyarlılığının ne kadar geç kazandırıldığının, tabiatın ve gelecek nesillerimizin neler kaybettiğinin mazisi henüz 50 yıllık bir geçmişe dayanmaktadır.

Uzun yıllar sanayileşmesini tamamlayan Avrupa, Amerika ve Uzakdoğu toplumunun Birleşmiş milletler çatısı altında gelişmekte olan ülkelere karşı çevreci rollerine bürünerek yaptırımlar uygulaması ne kadar adilane olduğu tartışılır bir konudur.

Sanayi devrimi ve sonrasında özellikle Sanayi ve endüstride fosil yakıtların (petrol, kömür, doğalgaz gibi,)  tercih edilmesiyle ozon tabakasında tamir edilmesi çok güç hasarlar oluşturulmuş olup gelişmiş ülkeler arasında da bu fosil yakıtların yoğun olduğu bölgelere de sahip olma arzusu ortaya çıkmıştır. Bu da birçok ülke arasında savaşlara ve çatışmalara sebep olmuştur. Dünya rezerv haritası incelendiğinde Dünyanın en büyük petrol rezervleri bulunan bölgeleri Rusya, kanada, Amerika, Arap yarım adası ve Asya olurken, en büyük doğalgaz rezervleri ise Rusya’dan sonra Amerika, Asya ve Arap yarım adasında bulunmaktadır.

Günümüzde Ortadoğu’da ve Rusya’da yaşanan savaşlar sonrası Dünya’nın en büyük doğalgaz rezervlerine sahip olan ülkesi Rusya’ya karşı Avrupa Birliği’nin ve bazı NATO ülkelerinin ambargo uygulamasına karşılık Rusya’nın dışarıya doğalgaz satışını durdurması enerji piyasaları derinden etkilenmekte ve dünya petrol, doğalgaz ve elektrik fiyatlarının tavan yapmasında büyük rol oynamaktadır.

Uzun yıllar temiz ve yenilenebilir enerji kullanımı ile ilgili dünya genelinde çalışmalar öne sürülmüş olsa da büyük sanayi devlerinin ve petrol şirketlerinin engellemeleri neticesinde ne elektrikli ulaşıma geçilebilmiş nede fosil yakıtlarının kullanımından vazgeçilebilmişti.

Ancak günümüzde yaşanan bu petrol ve doğalgaz krizi neticesinde tüm dünya artık enerji maliyetlerinde yaşanan artışla beraber elektrikli araçlara ve yenilenebilir enerji sistemlerine yönelmeye başladı. Bu durum fosil yakıtları rezervleri bakımından maalesef zayıf olan ülkemiz için de okların ters yöne dönmesine sebep oldu. Ülkemiz Alternatif enerji kaynakları arasında bulunan güneş enerjisi potansiyeli bakımından birçok Avrupa ülkesine nazaran yüksek potansiyele sahip bir konumdadır. Bunun yanı sıra rüzgar enerjisi ve jeotermal enerji konusunda da önemli potansiyele sahiptir. Dünya’nın sanayi ve teknoloji bakımından en gelişmiş ülkeleri arasında yer alan Almanya’nın güneş enerjisi potansiyeline bakıldığında, ülkemizin en az güneşlenme potansiyeline sahip olan Karadeniz bölgemizden dahi düşük seviyede kalmakta olduğu görülmektedir. Her ne kadar Günümüzde Almanya yenilenebilir enerji konusunda dünya genelinde önde gelen ülkeler arasında yer alıyor olsa da doğal rezervler ve potansiyelin doğru kullanılması halinde Ülkemiz Almanya gibi yenilenebilir enerji üreten ülkelerin başında yer alan ülkeleri geçebilecek potansiyele sahip konumdadır. Bu sayede çevre dostu yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması ve sıfır atık prensibiyle daha temiz ve yaşanabilir bir çevreye sahip olmamız ile birlikte ülke ekonomisi ve küresel kalkınma hamlesi olarak da önemli bir imkan sağlanmış olacaktır.

Geçtiğimiz dönemde Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın onaylarıyla Resmi Gazete ’de yayımlanarak yürürlüğe giren yenilenebilir enerji teşvik paketi ile alternatif enerji yatırımlarının önü daha da açılacak olup, elektrikli araç üretimi konusunda da atılan adımlarla daha temiz bir çevre için temiz enerji üretiminin ve kullanımının artması sağlanacağı aşikârdır.

Tarımsal üretimin oldukça güçlü olduğu ülkemizde, tarımsal üretimde kullanılan tarım ilaçları ve pestisitlerden kaynaklı kirliliklerin önlenmesi ve tarım arazilerinin niteliğinin korunabilmesi gelecek nesillere daha güzel bir gelecek sağlanabilmesi adına büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle özellikle Tarım ve Orman Bakanlığı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı nezdinde yapılan ve yapılması planlanan denetim ve kontrollerin artırılması, organik tarımın teşvik edilmesi, zeytin, incir, kayısı, gibi ağaçlık alanların korunması adına çalışmaların artırılması oldukça nemlidir. Sanayi tesislerinden kaynaklı dere, akarsu ve tatlı su kanallarına ve denizlere izinsiz ve kontrolsüz deşarjların tespit edilmesi ve önlenmesi, bu gibi işlemleri yapanlara ağır yaptırımlar uygulanması, gerekli durumlarda ticaretten tamamen men edilmesi gibi caydırıcı önlemler alınması sürdürülebilir çevre açısından büyük önem taşımaktadır.

Ege ve Akdeniz bölgesi denilince akla ilk gelen ürünlerden zeytin ve zeytinyağı üretimlerinin daha çevre dostu yöntemlerle iki fazlı ekolojik sistemlere geçirilmesi hususunda üreticilerin teşvik edilmesi ve zeytinyağı üretiminden kaynaklı olarak karasu açığa çıkmasının önlenmesi adına, tüm işletmelerde iki fazlı sistem uygulanması zorunluluğunun getirilmesi ve bölgemizdeki mevcut işletmelerin Tarım ve Orman Bakanlığı’nca modernizasyonlarının teşvik edilmesi, yeni zeytinyağı fabrikalarının da mesafe ve üretim kontrollü fizibilitelerinin yapılarak izin verilmesi gibi yöntemlerin uygulanması hem bölge ekonomisi hem de çevre kirliliğinin önlenmesi açısından oldukça önemlidir.

2018 yılındaki Dünya Çevre Gününün sloganı “Plastik Kirliliğiyle Mücadele Et (Beat Plastic Pollution)” olarak belirlenen ve Ülkemiz genelinde doğanın kirlenmesini önlemek amacıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 1 Ocak 2019’da hayata geçirilen ücretli poşet uygulaması ile ülkemizde kullanılan poşet miktarı yaklaşık %80 oranında azalmış bulunmakta ve bu sayede sürdürülebilir çevreye ülke olarak katkı sağlamış bulunmaktayız.  Ülkemizde de hayata geçirilen bu uygulama sayesinde Plastik atıkların doğa, çevre ve insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin ortadan kaldırılması adına önemli bir adım teşkil edilmiştir.

İstatistiklere bakıldığından Dünyada her bir dakikada 1 milyon plastik su şişesi satın alınmakta olup her yıl 5 trilyon tek kullanımlık poşet tüketilmektedir. Kullandığımız plastik ürünlerin %50’sini tek kullanımlık ürünler oluşturmaktadır. Okyanuslarda bir yılda biriken plastik dünyanın etrafını dört kez dönebilecek miktarda olup, tamamen çözülmesi yaklaşık 1000 yıl sürmektedir. Plastikler insan bedenine de doğrudan zarar vermekte olup,  olumsuz etkileriyle kanserojen olan mikro plastikler aracılığıyla insanların su ve gıdalarına kadar ulaşabilmektedir. Bu da her yıl milyonlarca yeni hasta ve hastalığa yol açmaktadır.  

Çevre, bize kalan bir miras değil, gelecek nesillere bırakacağımız bir emanettir. Bu nedenle gelecek kuşaklara daha yeşil, daha güzel bir dünya bırakmak bizler için insani, ahlaki ve manevi bir görevdir. Unutmamalıyız ki Dünya Hepimizin en çokta çocukların geleceğimizin dünyasıdır. Geleceğimiz olan nesillere daha temiz daha yaşanabilir ve refah bir dünya bırakabilmek bizlerin elinde, toplum olarak gelecek nesillerimize çevre ve doğa sevgisi aşılamak gelecek nesilleri duyarlı birer birey olarak yetiştirmek su israfını önlemek, toprağı, ağaçları, havayı kirletmemeyi ve korumayı öğretmek çevreyi ve geleceğimizi korumak bizlerin elinde…

En kıymetli yatırım geleceğe, gelecek nesillere yapılan yatırımdır…"

Kaynak: HABER MERKEZİ
Yorumlar (0)