HABER: TUĞBA AYDIN
Türk Toraks Derneği tarafından düzenlenen Dünya Çevre Günü etkinliğinde, Çine’de yoğunlaşan kuvars ve feldspat madenciliğinin çevre ve işçi sağlığı üzerindeki etkileri ele alındı.

"BU GÜNÜ GEÇİŞTİRİYORLAR"
Etkinlikte moderatörlük yapanlardan biri olan Gazeteci Yazar Özer Akdemir, toplantının önemine dikkat çekti. Akdemir, "Aydın ve özellikle Çine-Yatağan bölgesindeki madenlerin yol açtığı silikozis hastalığı, nedenleri, silikozis hastası işçilerin yaşadıkları, hem çalışırken hem sonrasında yaşadıkları sağlık sorunları ve madenlerin bölgede yarattığı çevre sorunları konuşuldu. Çok önemli bir toplantı olduğunu düşünüyorum. Gelmeden önce biraz araştırdım. Birçok ilin Dünya Çevre Günü'yle ilgili kurullarına baktım. Maalesef bu günü geçiştiriyorlar. Sanki Çevre Günü temizlik yapılacak bir gün, bir farkındalık günü; çevre şu kadar önemli, çiçekleri, böcekleri korumalıyız gibi geçiştirilen bir gün olarak lanse ediliyor. Oysa bugün burada yapılan tartışmalar gibi tartışmalar olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü çevre meselesi artık bir çevre meselesinden çıkıp bir yaşam mücadelesi, yaşam meselesi haline gelmiştir. Özellikle ülkemizde son dönemlerde bu maden işletmelerinin her tarafa el atması, ruhsatların çok geniş alanlara ulaşması, derelerin, dağların, ovaların, kentlerin, insanların yaşam alanlarına kadar sokulması çok önemli ve tartışılması gereken boyutlar" dedi.

"İŞÇİNİN SORUNU ÇEVRE SORUNUNDAN BAĞIMSIZ ELE ALINAMAZ"
Çalışan haklarına ilişkin konuşan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nden Avukat Leyla Bilgin ise başta Çine olmak üzere bölgede yaşanan işçi ve çevre sorunlarına değindi.
Bilgin, "Ruhsatlı ve ruhsatsız birçok maden ocağının burada olduğu biliniyor. Yani bütün yaşamı kapsayan bir madencilik işletmesi, madencilik furyasından biz burada bahsediyoruz. Çok sayıda işçinin bulunduğu, hak ihlallerinin yaşandığı ve aileleri de etkileyen bir süreçten söz ediyoruz. Çünkü bu madencilik furyası işçi bedeninde hasar olarak karşımıza çıkmıyor. Bu dediğimiz madencilik furyası aslında tam olarak yaşam alanlarının içine sirayet etmiş bir durumda. Yani sadece işçi mücadelesinden bahsedemeyiz. Aynı zamanda yaşam hakkından, köylünün, çevrenin ve tüm doğanın yaşam hakkından da bahsetmemiz gerekiyor burada. Çünkü aynı tozu, bahsettiğimiz o partikülleri nasıl ki işçi soluyorsa, köylü de soluyor. Köyde yaşayan çocuk da soluyor. Ondan bağımsız düşünemeyiz. İşçinin sorunu çevre hakkından bağımsız ele alınamaz." ifadelerin kullandı.
SONUÇ BİLDİRGESİNDE CİDDİ RİSKLER GÖZLER ÖNÜNE SERİLDİ!
Etkinlikte sunulan sonuç bildirgesinde, bölgede giderek artan madencilik faaliyetlerinin özellikle silika tozuna bağlı meslek hastalıkları açısından ciddi riskler oluşturduğu vurgulandı.
Bildirgede, Türkiye’de madencilik faaliyetlerinin hızla yaygınlaştığı, yeni ruhsat alanlarının açılmasıyla birlikte çevresel ve sağlık sorunlarının da derinleştiği ifade edildi. Çine’nin kuvars ve feldspat üretiminde ülke genelinde ilk sıralarda yer aldığı belirtilirken, bu üretim sürecinde ortaya çıkan kristalin silika tozunun hem çalışanlar hem de bölge halkı açısından önemli bir tehdit oluşturduğu kaydedildi.
“SAĞLIKLI ÇALIŞMA VE SAĞLIKLI ÇEVRE ÖNCELİK OLMALI”
Sonuç bildirgesinde, mevcut ekonomik yaklaşımın madencilerin sağlığını ve çevresel etkileri yeterince dikkate almadığı savunularak, kamusal denetim, işçi sağlığı ve çevre koruma ilkelerini merkeze alan yeni bir madencilik anlayışına ihtiyaç olduğu vurgulandı.
Çine’deki madencilik faaliyetlerinin yalnızca üretim boyutuyla değil, işçi sağlığı, halk sağlığı ve çevresel etkiler açısından da kapsamlı şekilde değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.





