HABER: ROJDA DOLGUN
Germencik Çevre Derneği Başkanı Halil Çetinkaya, Aydın’da çevre sorunlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yaklaşık on beş yıldır bölgede çevre sorunlarını takip ettiklerini belirten Çetinkaya, “Başlangıçta bize jeotermal enerjinin temiz ve yenilenebilir bir enerji kaynağı olduğu anlatıldı. Biz de bu şekilde değerlendirdik. Ancak zaman içinde durumun anlatıldığı gibi olmadığını gördük. Jeotermal enerji santrallerinin atmosfere bıraktığı salınımların içerisinde çeşitli kimyasal maddeler ve yoğuşmayan gazlar bulunuyor. Bilim insanlarının araştırmalarından, katıldığım konferanslardan ve dinlediğim uzmanlardan edindiğim bilgilere göre bu maddeler atmosferde asılı kalabiliyor. Daha sonra çiğ ve yağmur yoluyla ürünlerimizin, toprağımızın ve üzerimizin üzerine düşüyor. Aydın’da sülfürik asit soluduğumuzu düşünüyorum” dedi.
Jeotermal enerjinin başlangıçta temiz ve yenilenebilir bir kaynak olarak tanıtıldığını belirten Çetinkaya, “Bize başlangıçta jeotermal enerjiden seracılıkta ve ısınmada yararlanabileceğimiz söylendi. Ancak Aydın’a baktığımızda bu santrallerin zararları dışında ne gibi bir katkı sağladığını sorgulamak gerekiyor. Aydın, dünyanın en verimli tarım topraklarına sahip bir kent. Burada dört mevsim doğal üretim yapabiliyoruz. Buğday, pamuk, mısır, incir, zeytin, ayçiçeği, karpuz, biber, patlıcan ve daha birçok ürün yetişiyor” diye konuştu.

“DÜNYANIN EN KALİTELİ İNCİRİNİ KAYBETME RİSKİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ!”
Aydın’ın buğday, pamuk, mısır, incir, zeytin ve çeşitli sebze ürünleriyle önemli bir tarımsal üretim merkezi olduğuna dikkat çeken Çetinkaya şu değerlendirmelerde bulundu:
“Seracılık, coğrafi koşulları uygun olmayan bölgelerde üretim yapabilmek açısından önemli olabilir. Ancak Aydın gibi tarımsal üretim açısından son derece elverişli bir bölgede devasa sera alanları oluşturmak, iklim yapısını değiştirebilir. Bunun sonucunda dünyanın en kaliteli incirini yetiştirdiğimiz topraklarımızı ve üretimimizi kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabiliriz.Jeotermal santrallerin incire ve zeytine zarar verdiğini düşünüyorum. Bazı kişiler bu yıl incirin kaliteli olduğunu söylüyor. Ancak bir yılın iyi geçmesi, çevresel zararın bulunmadığı anlamına gelmez. Bu yıl incirin kaliteli olmasında poyraz rüzgârının etkili olması, nem oranının düşmesi ve kış yağışlarının uygun seyretmesi gibi etkenler rol oynadı.
Jeotermal santrallerin son dönemde tam kapasite çalışmadığını, zaman zaman ve özellikle geceleri faaliyet gösterdiğini gözlemliyoruz. Dolayısıyla yalnızca bir yılın ürün kalitesine bakarak bu tesislerin tarıma zarar vermediği sonucuna varamayız. Zeytin ağaçlarımız kuruyor. Sondaj kuyularının açıldığı alanlarda çok sayıda zeytin ve incir ağacı sökülüyor, kesiliyor. Germencik’in Reisköy bölgesinde de yeni bir proje nedeniyle ağaç kesimlerinin yaşandığını görüyoruz.
Burada toplumun ve yöneticilerin enerji mi, gıda mı sorusuna yanıt bulması gerekiyor. Enerji ihtiyacımız var ancak temiz hava ve sağlıklı gıda yaşamsal öneme sahip. Bunlar olmadan yaşamın devam etmesi mümkün değil. Her şeyin temelinde temiz toprak bulunuyor. Toprak kirlendiğinde yeraltı suları ve yetiştirdiğimiz ürünler de bundan etkileniyor. Biz üreticiler bu gıdaları tüketiyoruz; Aydın’da üretilen ürünler İstanbul’dan İzmir’e kadar Türkiye’nin dört bir yanındaki sofralara ulaşıyor”
“AYDIN’DA KANSER VAKALARI ARTTI!”
Aydın’da kanser vakalarının arttığına ilişkin kaygılar taşıdıklarını belirten Çetinkaya,şu ifadeleri kullandı:
“Aydın’da kanser vakalarının arttığına ilişkin gözlemlerimiz ve kaygılarımız var. Germencik’te de kanser nedeniyle hayatını kaybeden insanlar bulunuyor. Yakın zamanda genç bir kadını kanser nedeniyle kaybettik. Ancak kanser vakalarının nedenlerine ilişkin bilimsel araştırmalar ve güvenilir veriler esas alınmalı. Çevresel etkilerin insan sağlığı üzerindeki olası sonuçları da kapsamlı biçimde araştırılmalı.
Germencik’te çeşmelerden yeraltı suyu kullanılıyor. Bu nedenle halkın kullandığı suların güvenilirliği konusunda ciddi soru işaretlerimiz var. Jeotermal faaliyetler ve hatalı ya da denetimsiz reenjeksiyon uygulamaları nedeniyle yeraltı sularının etkilenip etkilenmediği açıklığa kavuşturulmalı. İnsanlar, kullandıkları suyun güvenli olup olmadığını bilmek istiyor.
Bölge halkı bu sorunlardan rahatsız. Ancak toplumda zaman zaman duyarsızlıkla karşılaşıyoruz. İnsanlar, sorun kendilerini doğrudan etkilemediği sürece harekete geçmeyebiliyor. Buna rağmen çevre kirliliği ve doğal kaynakların zarar görmesi devam ediyor. Denetim sonuçlarının ve emisyon ölçümlerinin kamuoyuyla yeterince şeffaf biçimde paylaşıldığını düşünmüyorum. Aydın’da özellikle yaz aylarında hava kirliliği konusunda ciddi sorunlar yaşandığını görüyoruz. Kaloriferlerin ve sobaların çalışmadığı dönemlerde de hava kirliliğiyle karşılaşıyoruz. Bunun nedenleri arasında jeotermal santrallerin atmosfere bıraktığı kimyasal maddelerin etkilerinin araştırılması gerektiğine inanıyorum.
İncir ihracatında karşılaşılan aflatoksin sorunu da üzerinde durulması gereken konulardan biri. Ben doğduğumdan beri incir üretimi yapıyorum. Geçmişte aflatoksinle karşılaşılmasına rağmen bunun günümüzdeki kadar belirgin bir sorun olmadığını gözlemliyordum. Son yıllarda, Aydın’daki jeotermal faaliyetlerin yoğunlaşmasıyla birlikte aflatoksin sorununun da daha fazla gündeme geldiğini görüyoruz. Aflatoksin, incir ihracatında ve pazarlanmasında ciddi sorunlara neden oluyor. Üreticinin yapması gerekenler elbette var. İncirin uygun koşullarda toplanması, taşınması ve depolanması gerekiyor. Ancak sorunun yalnızca üreticiye yüklenmesini doğru bulmuyorum. Bölgedeki jeotermal santrallerin faaliyetleri sırasında ortaya çıkan buharın ve nem değişiminin de araştırılması gerektiğini düşünüyorum”
“ÇEVREYE ZARAR VERİLEN FAALİYETLER DURDURULMALI”
Germencik’teki yenilenebilir enerji projelerinin çevresel etkilerine de değinen Çetinkaya, bazı projeler kapsamında ağaçların kesildiğini ve doğal alanların zarar gördüğünün altını çizerek şu değerlendirmelerde bulundu:
“Germencik’te yenilenebilir enerji projeleri kapsamında yürütülen çalışmalarla ilgili de çelişkiler görüyorum. Daha önce bazı projeler nedeniyle çok sayıda ağacın kesildiğini, çevrede toz ve taş parçaları nedeniyle zarar oluştuğunu gösteren görüntüler yayımlandı. Ardından aynı şirket tarafından Kadın Çiftçiler Günü kapsamında incir üretimine yönelik bir etkinlik düzenlendi.
Bölgeyi bizzat gördüm. Kesilen çam ağaçlarını görünce çok üzüldüm. Toplantılarda incir üretiminin zarar görmemesi gerektiğini dile getirdik. Rüzgâr enerji santrallerinin de tarımsal üretim üzerindeki olası etkilerinin araştırılması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle incirin tozlaşmasında rol oynayan canlıların bu projelerden nasıl etkilendiği bilimsel olarak değerlendirilmelidir.
Şirketlerin incir üreticilerine yönelik etkinliklerini, çevreci bir algı oluşturma çabası olarak değerlendiriyorum. Bir taraftan doğaya zarar verildiğini düşündüğümüz projeler yürütülürken diğer taraftan incir üretimini desteklemeye yönelik etkinlikler düzenlenmesini çelişkili buluyorum. Doğayı korumak yalnızca etkinlik düzenlemekle değil, üretim alanlarını ve doğal yaşamı gerçekten korumakla mümkündür. Enerji üretimi yapılırken gelecekte tarım alanlarının zarar görmesi ve üretimin azalması ihtimali de hesaba katılmalı. İncir ve zeytin üretiminin gerilemesi, yalnızca çiftçileri değil, bu sektörlerden geçimini sağlayan çok sayıda insanı da etkiler. Aydın’da incir üretimi, aileler ve tarımsal istihdam açısından büyük önem taşıyor.
Yetkililerden öncelikle denetim mekanizmalarının etkin biçimde işletilmesini istiyoruz. Dünyanın en verimli birinci sınıf tarım topraklarında üretim yapıyoruz ve kaliteli incir yetiştiriyoruz. Bu toprakların korunması gerekiyor. Jeotermal santrallerin Aydın’ın tarım alanları üzerindeki etkileri yeniden değerlendirilmeli, çevreye zarar verdiği belirlenen faaliyetler durdurulmalı ve gerekli durumlarda projeler iptal edilmelidir.”
“AYDIN’IN POTANSİYELİ DEĞERLENDİRİLEMİYOR”
Jeotermal kaynakların yalnızca elektrik üretiminde değil, ısınma ve soğutma gibi alanlarda da değerlendirilebileceğini ifade eden Çetinkaya, bu kaynaklardan elde edilen faydanın kamu yararı gözetilerek artırılabileceğini aktardı:
“Bu topraklar bizim olduğu kadar gelecek nesillerin de. Bizden sonraki kuşaklara yaşanabilir bir çevre bırakmak zorundayız. Ancak topraklarımızı koruma konusunda görevimizi yeterince yerine getiremediğimizi düşünüyorum. Topraklarımızın maden, enerji ve altın projeleri kapsamında yabancı şirketlere veya yabancı ortaklı şirketlere açılması konusunda da kaygılarımız var. Atalarımızın büyük bedeller ödeyerek koruduğu toprakların ve yeraltı kaynaklarının yalnızca ekonomik kazanç amacıyla değerlendirilmesini doğru bulmuyorum. Bu kaynakların kullanımında öncelik kamu yararı, çevrenin korunması ve toplumun ihtiyaçları olmalı.
Jeotermal kaynakların Aydın halkının yararına kullanılabileceğine inanıyorum. Bu kaynaklardan yalnızca elektrik üretiminde değil, ısınma ve soğutma alanlarında da yararlanılabilir. Türkiye’nin jeotermal potansiyelinin çok yüksek olduğuna ilişkin değerlendirmeler bulunuyor. Germencik gibi jeotermal kaynakların bulunduğu bir yerde yaşadığımız hâlde ısınmak için doğal gaza bağımlı olmamızın sorgulanması gerekiyor. Jeotermal kaynaklar yerel yönetimlerin ve kamu yararının gözetildiği bir sistemle değerlendirilseydi, vatandaşların ısınma giderleri azaltılabilir ve elde edilen gelir yeniden halka hizmet olarak dönebilirdi. Ne yazık ki bu potansiyelin yeterince değerlendirilemediğini düşünüyorum”



