HABER: ROJDA DOLGUN
Aydın’da üniversite öğrencisi Zeren Ertaş’ın KYK Güzelhisar Kız Öğrenci Yurdu’ndaki asansör kazasında hayatında kaybetmesinin üzerinden 3 yıl geçti. Ertaş’ın adı, hayatını kaybettiği yurdun önündeki caddeye verilirken kamu görevlileri hakkındaki davada verilen beraat kararına ilişkin istinaf süreci devam ediyor.
Olayda ihmali bulunduğu iddia edilen kamu görevlilerinin yargılandığı davada Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 kamu görevlisi hakkında beraat kararı vermişti. Karara itiraz edilmesinin ardından dosya istinaf incelemesine taşındı. Aradan geçen 3 yıla rağmen Zeren Ertaş’ın ailesinin adalet arayışı sürerken kamu görevlileri hakkındaki dosyada istinaf sürecinin sonucu bekleniyor.
Aradan geçen üç yıla rağmen kızının ölümüne ilişkin soruların yanıtlanmadığını belirten anne Serpil Ertaş,“Bizimle iletişime geçen hiç kimse yok. Artık gidebileceğimiz, derdimizi anlatabileceğimiz bir yer de kalmadı. Çünkü kimse bizimle muhatap olmuyor. Bir milletvekiliyle görüşmek istiyorum ancak maalesef telefonlarımızı açmıyor. Nereye başvuracağımızı şaşırdık. Adalet Bakanlığı’na sürekli yazıyorum, CİMER'e başvurduk. Çünkü bu dava ertelenebilecek bir dava değil. Adalet Bakanımız, faili meçhul dosyaların açılmasıyla ilgili sosyal medya paylaşımları yapıyor. Ben de hemen hemen bütün paylaşımlarının altına yazıyorum. Faili meçhul dosyaların da aydınlatılmasını, bir an önce sonuçlandırılmasını istiyorum. Bizim dosyamızın da faili meçhul kalmaması gerekiyor. Kimin ne yaptığını biliyoruz ancak maalesef kimse suçu üstlenmiyor. Devlet de buna göz yumuyor. Benim isyanım bu” dedi.
“YARGIYA GÜVENİM SARSILDI”
Yargılama sürecinde sorumluluğun kimde olduğuna ilişkin sorularına yanıt bulamadığını dile getiren Serpil Ertaş,”İstinaf sürecinden beklentim, davanın yeniden görülmesi. Çünkü bu şekilde bir yargılama olamaz.Ben mahkeme boyunca hep aynı şeyleri dinledim. Herkes suçsuz olduğunu söylüyor. Peki, kim suçlu? Zeren de suçsuzdu. O zaman kim suçlu? Demir metal mi suçlu, asansör mü suçlu? Artık bunları dile getirmek bile vicdanımı kaldırmıyor. Üç yılın sonunda çok üzgünüm. Ülkemize, yargıya, devletin başındakilere ve bizim seçtiğimiz milletvekillerine olan güvenim sarsıldı. Bir vatandaş olarak artık her şeye karşı olumsuz düşünceler içerisindeyim. Çünkü hiçbir şekilde bize yardım eli uzatan olmadı. Olayın yaşandığı dönemde gelip sordular ancak şimdi kimse ilgilenmiyor. Bir çocuk yetiştirmek kolay mı? Bunu nasıl görmezden gelebiliyorlar” diye konuştu.
“OLAYIN ÜZERİNİN KAPATILMAYA ÇALIŞILDIĞINI DÜŞÜNÜYORUM”
Olayın üzerinin kapatılmaya çalışıldığını düşündüğünü de dile getiren Serpil Ertaş, yaşadıkları süreci şu sözlerle anlattı:
“Devletin yönetiminde olan kişilere özellikle şunu söylemek istiyorum: Bu olayın üzerinin kapatılmaması gerekiyor. Bunun kendileri açısından da bir utanç meselesi olduğunu görmeleri gerekiyor.
Benim için hiçbir zaman üç yıl önceki gibi olmayacak. Çünkü kızım artık yok. Eğer kızım bir ihmal nedeniyle hayatını kaybettiyse bunu aydınlatmak devletimin bana, vatandaşına borcudur. Hayalleri yarım kalan on dokuz yaşındaki bir genç kıza borcudur. Benim bunları dile getirmek zorunda kalmam bile utanç verici. Çünkü devletimin bu olayı sahiplenmesi gerekiyordu. Olay, kızım devletin koruması altındayken yaşandı.
İstinaf sürecinde beklentim, davaların yeniden görülmesi. Çünkü yöneltilen suçlamalar ve sorumluluklara ilişkin değerlendirmeler bana göre yetersiz. Devletin kurumu olan KYK yurdunun yönetiminden yalnızca bir kişi mi sorumlu? Yurt müdürü, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve diğer yetkililer sorumlu değil mi? Ben çocuğumu devletin güvencesinde olduğuna inanarak emanet ettim. Hâlâ neden bu sorumlulukların üzerine gidilmediğini anlayamıyoruz. Benim asıl derdim bu.
Devletin bu olayın sorumluluğunu üstlenmesi gerekiyordu. Kendi sorumluluğundaki bir olayda kimin ihmali, kimin sorumluluğu ve hangi eksiklikler varsa bunları ortaya çıkarmak ve gereğini yapmak zorunda olduğunu söylemeliydi. Ancak üç yıl içerisinde bunu hiç duymadık. Hâlâ olayın üzerinin kapatılmaya çalışıldığını düşünüyorum. Yurt müdürü başka yerlere atanıyor, yardımcısı başka bir göreve getiriliyor.”

“MAHKEME MAHKEME SÜRÜKLENİYORUM!”
İstinaf dosyasına ilişkin henüz bir gelişme göremediklerini belirten Ertaş, aylardır mahkeme sistemini takip ettiklerini ancak sürecin ne zaman sonuçlanacağının belli olmadığını aktardı:
“İzmir'e ve Aydın'a gelerek duruşmaları takip etmek zorunda kalıyorum. Sürekli farklı yerlerde görülen davalar nedeniyle bir koşturmacanın içindeyim. Ben sürükleniyorum. Çocuğum yok artık ama ben mahkeme mahkeme dolaşıyorum. Aydın'a kaç defa geldim. Bunun benim için ne kadar acı olduğunu kimse biliyor mu? Davamın peşinden koşuyorum ancak devletim buna bir çözüm bulmuyor. Kimse cezalandırılmıyor. İnsanların gelecekteki hayatları göz önünde bulundurularak cezalarında indirim yapılıyor. İçimde büyük bir isyan var ama bunu anlatmakta bile zorlanıyorum.
İstinaf sürecinin ne zaman sonuçlanacağı henüz belli değil. Aylardır mahkeme sistemini kontrol ediyoruz ancak herhangi bir gelişme ya da işaret göremiyoruz. Ne olacağını bilmiyoruz. Aile olarak görülen davalarda bizim açımızdan hiçbir sonuç elde edilemediğini düşünüyoruz. Henüz sonuçlanmamış bir davayı gündemde tutmaya çalışıyoruz ancak olayın üzerinin zaman geçtikçe kapatılmaya çalışıldığını hissediyoruz”
“BU YIL OKULU BİLE ZEREN’İ ANMADI”
Zeren Ertaş’ın ölümünün ardından geçen sürede kendilerine yönelik ilginin azaldığını söyleyen anne Ertaş, kızının eğitim gördüğü üniversitede de anılmamasına tepki gösterdi:
“Önceden bizi arayanlar da artık aramaz oldu. Üç yıl geçti. Bu yıl Zeren'in okulu bile onu anmadı. Bu çok acı bir şey. Benim çocuğum o okulda okumak için geldi. Yalnızca yirmi beş günlük bir öğrencilik hayatı oldu. Okulun, Zeren Ertaş'ı kaybettiğimiz günü anarak onu hatırlamasını beklerdim. Bunun da yapılmaması çok acı.
Böyle bir olay bu kadar çabuk unutulmamalı. Bugün benim çocuğumun başına gelenler, bu kadar sorumsuzluk ve duyarsızlıkla başka çocukların da başına gelebilir. Çünkü kimsenin önemsediğini düşünmüyorum. Halk da önemsemiyor, devlet de önemsemiyor. Yetkililerden de beklediğimiz karşılığı alamıyoruz. Herkes çok duyarsız. Ölüm artık sıradanlaştı. İster devletin koruması altındaki bir yerde ister dışarıda, bir trafik kazasında yaşansın, insan hayatının hiçbir önemi kalmamış gibi hissediyorum”




