Felsefeyi bazen fazla yukarıda, hayatın biraz dışında konuşuyoruz. Oysa bazı kitaplar var ki insanı tekrar yere bastırıyor, “bir dakika, burada yaşıyorsun” dedirtiyor.

Henk Manschot’un yazdığı Nietzsche ve Yeryüzü” isimli eser de Nietzsche’yi gökyüzünden indirip, toprağın üstüne koyuyor.

Kitabın dili ilk anda sizi ürkütmüyor. Akademik bir tarafı var ama soğuk değil. Okurken bir ders kitabı hissi vermiyor; daha çok düşünmeye davet eden, yer yer sohbet eder gibi ilerleyen bir anlatım var.

Bu, Nietzsche gibi zor bir düşünürü anlamayı biraz kolaylaştırıyor. Ama açık konuşmak gerekirse, bazı yerlerde “biraz daha derine inseydi” dedirtiyor. Nietzsche’ye ve “Zerdüşt”e aşina olanlar için kimi yorumlar hızlı geçilmiş gibi kalabilir.

Tarihsel arka planda ise Manschot, Nietzsche’yi kendi çağının krizleriyle birlikte anlatıyor, sonra da bugüne doğru çekiyor.

Sanayileşme, modern hayatın sıkışmışlığı, değerlerin çözülmesi…

Hepsi tanıdık başlıklar. Ama bazen Nietzsche’yi bugüne fazla yaklaştırıyor gibi bir his de oluşuyor. Sanki o sert, sivri düşünür biraz yumuşatılmış.

Siyaset tarafında kitap açık açık taraf tutmuyor ama neye mesafeli olduğu belli.

Modern hayatın doğayla kurduğu kopuk ilişki, tüketim alışkanlıkları, insanın kendine ve çevresine yabancılaşması…

Bunlar sık sık karşımıza çıkıyor. Nietzsche üzerinden bugünü okumak ilginç, hatta yer yer etkileyici. Ama şunu da unutmamak lazım: Nietzsche’yi bugünün kavramlarıyla birebir örtüştürmek her zaman risksiz bir iş değil.

Kitabın en güçlü olduğu yerlerden biri, farklı alanları birbirine bağlama biçimi. Felsefe var, psikoloji var, sosyoloji var, bir de güçlü bir çevre meselesi damarı var.

“Yeryüzü etiği” dediği şey, insanın doğayla ilişkisini yeniden düşünmeye çağırıyor. Bu tarafı gerçekten düşündürücü. Yalnız, bazı kavramlar biraz hızlı geçiliyor; konuya uzak olanlar için zaman zaman takip zorlaşabilir.

Ekoloji meselesi kitabın kalbi gibi. Manschot, Nietzsche’yi bireysel özgürlükle sınırlamak yerine, doğayla kurduğumuz ilişki üzerinden okuyor.

Bugünün iklim tartışmalarını düşününce bu yaklaşım anlamlı geliyor. Ama yine de şunu akılda tutmakta fayda var: Nietzsche doğrudan bir çevre filozofu değildi. Burada yapılan şey biraz yorum, biraz yeniden kurma.

İnsan neden doğaya hükmetmek ister?

Güç dediğimiz şey tam olarak nedir?

Nietzsche’nin “güç istenci” bu bağlamda ele alınıyor. Fikir ilginç ama tartışmaya açık. Çünkü Nietzsche’de güç her zaman basit bir egemenlik meselesi değil. Bu yaklaşımlar ile psikolojik açıdan da ilginç kapılar açılıyor.

Sosyolojik tarafta ise modern insanın yalnızlığı ve doğadan kopuşu öne çıkıyor. Kitap, meseleyi çevre sorunu olmasının yanında bir toplum meselesi olarak görüyor. Bu da onu biraz daha geniş bir yerden okunur hale getiriyor.

Sonuçta “Nietzsche ve Yeryüzü” nü okurken durup düşünmek gerekiyor. En iyi yaptığı şey, Nietzsche’yi bugünün dünyasıyla konuşturmak. En zayıf kaldığı yer ise bazen bu konuşmayı fazla kendi yorumuyla doldurması.

Yine de şunu söylemek mümkün: Nietzsche’ye farklı bir yerden bakmak isteyenler için iyi bir başlangıç noktası.