Edebiyat bazen geçmişe dönüp hafızayı yoklar, bazen de henüz yaşanmamış zamanların izini sürer. Ancak geleceği anlatırken aslında bugünü anlatabilen eserlerin sayısı çok fazla değildir.
Türk edebiyatında son yıllarda bilimkurgu ile politik alegoriyi aynı potada eritmeye çalışan eserlerin sayısı sınırlı kaldı.
Özgür Mumcu’nun "Dünyalılar" romanı da tam bu noktada duruyor. İlk bakışta bir bilimkurgu romanı gibi görünse de sayfalar ilerledikçe okur, karşısında geleceğe ilişkin bir kurgu ile birlikte içinde yaşadığıçağın meselelerini tartışan bir metin buluyor.
Gazeteci, hukukçu ve yazar kimliğiyle tanınan Özgür Mumcu, romanında teknolojinin, siyasetin ve insanlığın geleceğine ilişkin sorular sorarken okuru alışıldık konfor alanından çıkarmayı başarıyor. Çünkü "Dünyalılar"ın asıl meselesi uzay, makineler ya da geleceğin teknolojileri değil; insanın değişen dünya karşısındaki konumu.
Romanın yayımlandığı dönemi hatırlamakta yarar var. Dünya, dijital devrimin etkilerini her geçen gün daha yoğun hissediyordu. Yapay zekâ araştırmaları hızlanmış, büyük teknoloji şirketleri yalnızca ekonomik değil siyasi güç merkezleri hâline gelmişti. Sosyal medya platformları kamuoyu oluşturuyor, veri güvenliği tartışmaları gündemi belirliyor, demokrasinin geleceği üzerine kaygılar büyüyordu. Bir yandan teknolojik ilerleme insanlığa yeni olanaklar sunarken diğer yandan özgürlük, mahremiyet ve eşitlik gibi kavramlar yeniden tartışmaya açılıyordu. "Dünyalılar", işte bu atmosferin içinden doğmuş bir roman.
Edebi açıdan bakıldığında eser, Türkçe edebiyatta çok sık rastlanmayan bir kulvarda ilerliyor. Bilimkurgu geleneğinden yararlanırken onu yalnızca teknolojik bir serüvene dönüştürmüyor. Gelecek tasavvurunu toplumsal ve siyasal eleştirinin aracı olarak kullanıyor. Bu yönüyle roman, okurunu heyecan kadar düşünmeye de davet ediyor.
Mumcu’nun dili yalın ama yoğun. Gereksiz süslerden uzak duruyor. Gazetecilikten gelen gözlem gücü satırlara yansıyor. Ancak bu durum zaman zaman iki ucu keskin bir bıçak hâline geliyor. Romanın bazı bölümlerinde fikirler o kadar öne çıkıyor ki karakterler geri planda kalabiliyor. Okur, kimi zaman bir romanın değil, geleceğe ilişkin uzun bir düşünce tartışmasının içinde olduğunu hissedebiliyor.
Bununla birlikte eserin en dikkat çekici yanlarından biri tarihsel bakış açısı. "Dünyalılar", geleceği anlatırken geçmişi unutmuyor. İnsanlığın teknolojik ilerlemeler karşısında değişen yapısını ele alırken aslında yüzyıllardır süren iktidar mücadelelerinin farklı biçimlerde devam ettiğini gösteriyor. Gücün el değiştirdiği ama varlığını koruduğu bir tarih anlayışı romanın arka planında sürekli hissediliyor.
Siyasi açıdan ise eser oldukça cesur sorular soruyor. Teknolojiyi kontrol edenlerin geleceği de kontrol edip etmeyeceği, devletlerin ve şirketlerin güç dengelerinin nasıl değişeceği, bireyin özgürlüğünün hangi noktalarda tehdit altına gireceği gibi meseleler romanın temel tartışma alanını oluşturuyor.Özellikle bilgiye sahip olanlarla olmayanlar arasındaki yeni eşitsizlik biçimleri dikkat çekici bir şekilde işleniyor.
Bu noktada romanın güncelliği daha iyi anlaşılıyor. Çünkü bugün de dünyanın birçok yerinde teknoloji yaşamı kolaylaştıran bir araç olmasının yanında aynı zamanda ekonomik, kültürel ve siyasi bir güç kaynağı. Mumcu, geleceğe ilişkin kurgusunu bu gerçeklikten hareketle inşa ediyor.
Romanın önemli bir avantajı, bilimsel gelişmeleri bütünüyle hayal gücüne teslim etmemesi. Yapay zekâdan veri yönetimine, biyoteknolojiden dijital ağlara kadar birçok konu güncel bilimsel tartışmalarla bağlantılı biçimde ele alınıyor. Bu nedenle anlatılanlar tamamen uzak bir gelecek fantezisi gibi
görünmüyor; aksine bugünün devamı olarak okunabiliyor.
Romanın psikolojik katmanında ise modern insanın yalnızlığı öne çıkıyor. Her şeyin birbirine bağlandığı bir çağda insanların neden birbirinden uzaklaştığı sorusu satır aralarında dolaşıyor. Teknolojik gelişmeler arttıkça bireyin kendisini daha güvende hissedip hissetmediği ya da daha özgür olup olmadığı soruları da okurun zihnine bırakılıyor.
İnsan merkezli dünya görüşünü sorguluyan roman, insanlığın evrendeki yeri, ilerleme fikrinin sınırları ve özgür iradenin anlamı gibi konular doğrudan ya da dolaylı biçimde tartışılıyor. Romanın en güçlü taraflarından biri de burada ortaya çıkıyor. Kesin yargılar vermek yerine düşünmeye alan açıyor.
Sosyolojik olarak "Dünyalılar", küreselleşen dünyanın yeni insan profilini ele alıyor. Kimliklerin dönüşümünü, dijitalleşmenin toplumsal ilişkileri nasıl değiştirdiğini ve bireyin giderek karmaşıklaşan sistemler içindeki yerini sorguluyor. Özellikle teknoloji ile eşitsizlik arasındaki ilişkiye yaptığı göndermeler dikkat çekiyor.
Teknik açıdan değerlendirildiğinde romanın kurgusu büyük ölçüde sağlam. Anlatı bütünlüğü korunuyor ve yazarın konuya hâkimiyeti hissediliyor. Ancak yer yer düşünsel yoğunluğun artması ritmi yavaşlatabiliyor. Daha hareketli bir olay örgüsü bekleyen okurlar için bu durum eksiklik olarak görülebilir. Çünkü romanın önceliği aksiyon yaratmak değil, tartışma açmak.
Bütün bunların ışığında "Dünyalılar", yalnızca bilimkurgu meraklılarının ilgisini çekecek bir eser değil. Teknolojinin, siyasetin ve insanlığın geleceği üzerine düşünen herkes için dikkate değer bir roman. Kusursuz bir metin olduğu söylenemez. Bazı bölümlerde fikirlerin anlatının önüne geçtiği, karakterlerin yeterince derinleşemediği görülüyor. Bana göre romanın esas gücü de; okurunu edilgen bir izleyici olmaktan çıkarıp tartışmanın parçası hâline getirmesinde.
Bugün dünya, teknolojik gelişmelerin hızına yetişmeye çalışırken aynı zamanda yeni etik, siyasi ve toplumsal sorunlarla karşı karşıya.
Özgür Mumcu’nun "Dünyalılar"ı, bu karmaşık dönemin ruhunu yakalamaya çalışan, geleceğe bakarken bugünü anlamaya çalışan önemli romanlardan biri olarak öne çıkıyor.
Kitap bittiğinde akılda kalan şey, geleceğin nasıl olacağı sorusundan çok daha çarpıcı bir başka soru
oluyor:
İnsanlık, sahip olduğu teknolojik gücü gerçekten nasıl kullanacak?