Elimizde tuttuğumuz bazı kitaplar vardır; sesi yükselmez ama yankısı uzun sürer.

Melisa Kesmez’in “Çiçeklenmeler” adlı kitabı tam da böyle bir metin: bağırmadan konuşan, acele etmeden sarsan, büyük laflar etmeden derine inen bir anlatı.

“Çiçeklenmeler”, Melisa Kesmez’in edebiyatımızda ustalıkla ördüğü “küçük anların büyük duyguları” geleneğinin güçlü bir halkası. Yazar, hikâyelerini çoğu zaman gündelik hayatın neredeyse fark edilmeyen kırılma noktalarından kuruyor.

Dil sade, hatta yer yer neredeyse şeffaf; fakat bu sadelik bir yoksunluk olarak görülmemeli, çünkü bilinçli bir tercih.

Kesmez’in cümleleri gösterişli değil ama duyarlı; okuru etkilemek için süslenmiyor, hissettirmek için bekliyor.

Metin çoğunlukla içsel bir akışla ilerliyor. Olaydan çok duygu, sonuçtan çok süreç önemseniyor. Bu yönüyle “Çiçeklenmeler”, klasik olay örgüsüne alışık okuru zorlayabilir; ancak metnin edebi gücü tam da bu duygu aktarımından doğuyor.

Kitap doğrudan tarihsel ya da siyasal bir anlatı sunmuyor. Ne büyük toplumsal kırılmalar ne de açık politik göndermeler var. Ancak bu, metnin apolitik olduğu anlamına gelmiyor. “Çiçeklenmeler”, günümüz Türkiye’sinin ruh hâlini, bireyin içine çekilerek yaşadığı bir çağın sessiz siyasetini anlatıyor.

Toplumsal baskı, güvencesizlik, kadın olmanın görünmez yükleri, sınıfsal sınırlar ve kırılganlıklar açık sloganlar olmadan, gündelik hayatın içinden sızarak metne yerleşiyor. Bu anlamda Kesmez’in politikası, yüksek sesli bir itirazdan çok, ısrarcı bir tanıklık denilebilir.

Çiçeklenmeler”, bastırılmış duygular, içe dönük çatışmalar ve duygusal kopukluklar üzerine incelikli bir psikolojik harita sunuyor. Karakterler çoğu zaman ne yaşadıklarını tam olarak adlandıramıyor; ama okur o duygunun ağırlığını hissediyor.

Modern psikolojinin sıkça tartıştığı yalnızlık, yabancılaşma, duygusal tükenmişlik ve mikro travmalar, duyu bütünleme kitapta klinik terimlere başvurulmadan, edebiyatın sezgisel gücüyle aktarılıyor. Bu da, metni bilimsel açıdan doğrudan öğretici değil ama güçlü bir gözlem metni hâline getiriyor.

“Çiçeklenmeler”, bireyin toplum içindeki yerini sorgulayan bir kitap. Özellikle kadın karakterlerin hayatlarında görülen; görünmez emek, suskunluk, beklentiler ve kendini gerçekleştirme çabası, sosyolojik açıdan dikkat çekici.

Aile, mahalle, iş hayatı gibi kurumlar çoğu zaman bir arka plan olarak kalıyor; fakat bireyin nefesini daraltan esas unsurlar tam da bu arka planın içine konumlandırılmış.

Kesmez, büyük sosyolojik analizler yapmıyor; bunun yerine tek tek hayatların içinden süzülen ortak bir ruh hâlini görünür kılıyor.

Teknik açıdan kitap, bir roman yerine uzun öykü formunun imkânlarını iyi kullanan bir yapı sunuyor. Anlatıcı seçimi tutarlı, dil ekonomisi güçlü. Gereksiz betimlemelerden kaçınılmış; her cümle işlevsel. Ancak bu minimalizm, bazı bölümlerde okurda ‘biraz daha derinleşebilirdi’ hissi de uyandırabiliyor.

Güçlü bir finalle sonlanması beklenirken, bilinçli bir belirsizlikle sonlanıyor. Bu tercih edebi olarak savunulabilir olsa da her okurda aynı etkiyi yaratmayabilir.

Duyarlı, incelikli ve samimi bir dil, psikolojik derinlik, güçlü gözlem yeteneği en belirgin olumlu yönleri. Ayrıca; gündelik hayatın içinden evrensel duygular çıkarabilme başarısı ve kadın deneyimini klişeye düşmeden anlatabilmesi de çok önemli.

Zayıf tarafları yok mu? Elbette var...

Olay örgüsünün zayıf olması bazı okurlar için kopukluk yaratabilir. Düşük tempolu anlatım, sabırsız okuru zorlayabilir. Bazı bölümlerde duygusal yoğunluk yarım kalmış hissi bırakabilir.

“Çiçeklenmeler”, yüksek sesli bir kitap değil; ama uzun süre akılda kalanlardan.

Melisa Kesmez, bu kitabında okuru sarsmak yerine yanına oturmayı, bağırmak yerine fısıldamayı seçiyor.

Belki de bu yüzden kitap, bitip rafa kaldırıldıktan sonra bile insanın içinde sessizce çiçeklenmeye devam ediyor.

Gürültülü bir çağda, bu sessizliğin kendisi başlı başına bir tavır olarak görülmeli.

Ve edebiyat bazen tam da bu yüzden değerlidir.