Büyünün, yoksulluğun ve isyanın romanı diye adlandırılabilecek bir romanı;“Sevgili Arsız Ölüm” ü epeydir yazmak istiyordum.

“Kitap Ağacı” okuma grubumuz ile yaptığımız toplantılarımızın Aralık ayı kitabı ;“Sevgili Arsız Ölüm” olunca kitaba dair yazacaklarım daha da netleşmiş oldu.

Latife Tekin’ in 1983’te yayımlanan “Sevgili Arsız Ölüm”ü, hiç şüphesiz ki, Türk edebiyatında; dili, dünyası ve bakış açısıyla edebiyatın yönünü sarsan kurucu metinlerden biridir.

Roman, Huvat ailesinin köyden kente göç sürecini anlatırken, bir ailenin hikâyesinden çok daha fazlasını sunuyor.

Yoksulluğun metafiziğini, gelenekle modernliğin kavgasını, kadın bedeninin ve dilinin bastırılışını, ölümle kurulan tuhaf dostluğu, metin aralarında görebiliyorsunuz.

Metinin bütüne bakıldığında; ne tam anlamıyla gerçekçi, ne de bütünüyle masalsı denilebilir.

Latife Tekin, gerçekliği büyüyle, masalı gündelik hayatla iç içe geçirerek okuru alışıldık anlatı konforundan bilinçli olarak mahrum bırakıyor.

“Sevgili Arsız Ölüm”, Türk edebiyatında büyülü gerçekçiliğin yerli ve özgün örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Ancak; kaynağını yoksulluktan, halk inançlarından, korkulardan ve bastırılmış arzulardan alması, Tekin’in büyüsünün, Latin Amerika’daki karşılıklarından farklı olmasını sağlıyor.

Romanın dili çoğu zaman şiirsel, ama bu şiirsellik süslü değil, ham ve yer yer sert üslupta yazılmış. Cümleler bilinçli olarak eğilip bükülüyor; anlatı, “düzgün” olmayı reddediyor.

“Kabukları kaldırayım deme, derin yaralar açarsın.”

Bu kısa cümle bile romanın poetikasını özetliyor. Eserdeki şiirsel dil, itaate zorlanan bir çocuk gibi değil; direnen, kaçan, arsız bir varlık gibi kullanılmış.

Roman, Türkiye’nin 1950 sonrası köyden kente göç sürecinin bireyler üzerindeki yıkıcı etkilerini doğrudan sloganlara başvurmadan anlatıyor. Burada kent, bir kurtuluş alanı değil; aksine köydeki yoksulluğun daha karmaşık, daha acımasız bir versiyonudur.

Devlet yoktur, ama yokluğu hissedilir. Eğitim sistemi, sosyal destek, adalet...

Hepsi romanın arka planında birer eksiklik olarak duruyor. Bu yönüyle “Sevgili Arsız Ölüm”, sessiz ama derin bir sınıf eleştirisi içeriyor.

Huvat ailesi, ataerkil düzenin küçük bir modeli gibi. Baba figürü mutlak otorite; anne hayatta kalmanın yükünü sırtlanır; kız çocukları ise bastırılır, susturulur, korkutulur.

Dirmit karakteri bu düzenin çatlağıdır. Konuşur, yazar, hayal kurar; tam da bu yüzden “uyumsuz” ilan edilir.

“Dirmit, kutu kutu evlerin damında tutan karın, insanların acısına dayanamayıp eridiğini öğrenince şaşırdı.”

Roman, kadınların yoksulluğun yanında, dil yasağıyla da mücadele ettiğini gösteriyor. Çünkü; konuşan kadın tehlikelidir, yazan kadın ise neredeyse bir tehdittir.

Romanın dünyasında ölüm sıradan bir misafir gibi; korkutucu olduğu kadar tanıdık. Bu durum, yoksulluğun ve belirsizliğin yarattığı sürekli kaygı hâlinin psikolojik yansıması da denilebilir.

Dirmit’in iç sesini, romanın en güçlü damarlarından biri olarak değerlendirmeliyiz. Onun hayal gücü, bir kaçışyerine; bir direniş mekanizmasıişlevi görüyor. Gerçekliğe katlanmanın tek yolu ise, onu dönüştürmektir.

Roman boyunca cinler, büyüler, beddualar ve ritüeller hayatın sıradan parçaları gibi işlenmiş. Bunları irrasyonel süsler olarak görmemek gerekir ki; bilimsel açıdan bakıldığında da, belirsizlikle baş etme strateji de denilebilir. Çünkü; yoksul birey, kontrol edemediği dünyayı anlamlandırmak için metafiziğe sığınır.

Bu yönüyle “Sevgili Arsız Ölüm”, güçlü bir kültürel antropoloji metni gibi de okunabilir.

Romanın yapısıdoğrusal değil. Olaylar bazen kopuk, bazen tekrarlarla ilerliyor. Anlatıcının sesi zaman zaman belirsizleşiyor. Bu durum bazı okurlar için zorlayıcı olabilir. Ancak bu teknik tercih, anlatılan hayatların parçalanmışlığıyla birebir örtüşedebilir.

Sevgili Arsız Ölüm”,Türkçeyi dönüştüren, özgün ve cesur dili, kadın deneyimini merkeze alan güçlübakışı, sosyal gerçekçiliği büyüyle harmanlayan yenilikçi anlatımı ve elbette Dirmit gibi unutulmaz bir karakteri ile edebi dünyamıza çok olumlu katkılar sunmuş bir eser..

Bunun yanında; yoğun metafor ve dil kırılması, bazı okurlar için yorucu olabiliyor. Olay örgüsündeki bilinçli dağınıklık, anlatının takibini zorlaştırabiliyor ve büyülü unsurlar, gerçekçi beklentisi olan okurda mesafe yaratabiliyor.

Sevgili Arsız Ölüm”, okuru rahat ettiren bir roman değil. Ama tam da bu yüzden önemlidir. Latife Tekin, edebiyatı“terbiye edilmiş” bir alan olmaktan çıkarıyor; ona yoksulluğun, kadınlığın ve hayalin sesini taşıyor.

Bu roman, arsızdır çünkü susmaz.

Ve sevgilidir çünkü hayatta kalmayı öğretir.